Hizli ara
| VIP Koğuşu Bu bölüme Motosiklet Dışındaki konularda yazabilirsiniz.. |
![]() |
![]() |
![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() Status: Tecrübeli Üye
Üyelik Tarihi: 02 Ocak 2007
Konum: Marmaris
Mesajlar: 296
|
Efsanelerle süsleyelim hadi burayı ilk önce ben
![]() ------------------------------------------------------------------------------------- EVRENİN YARADILIŞI VE TANRILARIN DOĞUŞU İsa'nın doğuşundan bin yıl önce; Homeros'un devrinde bile Yunan Tapınağı "mabedi" vardı. İlyada ve Odisse de yunanlıların inandıkları Tanrılar ve Tanrıçalar; efsaneleri ve özellikleri ile biliniyor, tanınıyordu.Fakat bu efsaneleri anlatan şair Homeros Tanrıların geçmişlerini ve nereden çıktıklarını hiç anlatmamıştır. O sadece Zeus'un Kronos'un oğlu olduğunu, Okeanos ile karısı Thetis'in bütün Tanrıların ve varlıkların sahibi olduğundan bahseder. Sonraları Yunanlılar inandıkları Tanrıların tarihlerini, onların nasıl ve nereden çıktıklarını aramaya başladılar. Eski Yunanlıların öğrenmek istedikleri ilk şey "Dünyanın yaradılışı" meselesidir. Onlar yerin, göğün, denizin, ışığın, suyun, havanın nasıl yaratıldığını bilmek istiyorlardı. Yeterli bilgileri olmadığından bütün bu şeyleri ve diğer tabiat olaylarını canlı birer varlık gibi hayal ederek, incelemeye koyuldular. Yeri, göğü, suları birer tanrı saydılar. Onlara kendi kafalarında birer insan şekli verdiler. Eski Yunanlılar, yeryüzünün yepyeni olduğu, daha kesin biçimini almadığı döneme Khaos adını takmışlardı. Khaos kelimesi büyük bir karmaşayı anlatmak için kullanılır, ve eski Yunanlılarda yeryüzünün ilk halini bir karmaşa, karışıklık olarak görüyorlardı. Efsanevi Tanrılar, işte bu el değmemiş karmaşık toprağa bir düzen getiriyorlardı. Kargaşadan ilk çıkan Gaia yeryüzünün anası yada ana tanrıçasıydı. Gaia dünyaya bir çok tanrı ve tanrıça getirdi. Yunanistan'ın en yüce dağı, tanrıların mekanı sayılan Olympos'ta egemenlik kuran o büyük tanrılar ailesi Gaia'nın soyundan gelmedir. Gaia'nın çocukları eski çağ tanrılarının en güçlüleriydi, Yunanlılarda Romalılar da onları el üstünde tutarlardı. Gaia ölümsüzlerin yeri olan ve yıldızlarla bezeli olan göğü yani Uranos'u yarattı. Ona, yani göğe kendisini de içine alsın kaplasın diye kendi büyüklüğünü verdi.. Ondan sonra Gaia yüksek dağları, ahenkli dalgaları bulunan Pontos'u, denizi meydana getirdi.
__________________
Küçükken hep ince hastalyktan ölünür sanyrdym;hasretten de ölünürmü? anladym... Az kaldy 34 gün sonra memleketimdeyim sabyrla yola devam... |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
Mitlerin oluşumu
Mitlerin geniş açıklayıcı özellikleri oluşumlarını belirli bir oranda muğlaklaştırmaktadır. Mitlerin kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla oluştuğuna (veya oluşturulduğuna) dair bir kanı ortaya atılmıştır. Mitler kabile, şehir veya millet gibi kültürel kurumları evrensel hakikatlere bağlayarak yetkilendirebilir (bunlara yetki verebilir). Tüm kültürler kendi dinleri, kahramanları, tarihleri ve benzeri unsurlarına ilişkin anlatıları barındıran kendi mitlerini zamanla geliştirmişlerdir. Bu mitlerin barındırdıkları sembolik anlamların gücü uzun süreler boyunca canlı kalabilmelerinin (bazen binlerce yıl boyunca) ana sebeplerindendir. Mâche, temel (ve öncül) ruhsal bir bağlamdaki görüntü olarak mit ile, bir tür mito-lojiyi, bu görüntüler (mitler) arasında belirli bir uyumu sağlamaya çalışan bir sözcükler sistemi şeklinde ayrıştırma yapmaya çalışır[4]. Mitlerin bir toplamı, bütünü mitos olarak adlandırılır. Bunların (mitosların) bir toplamı, bütününe ise mitoi denir. Bunun önemli bir türü bir kültürün evrenin nasıl yaratıldığına ilişkin görüş ve inançlarını açıklayan ve tanımlayan yaratılış mitleridir. Son Mesajdan 5 dakika sonra eklendi: TRUVA SAVASI ![]() 1870 yılında Alman arkeolog Heinrich Schliemann tarafından başlatılan ve ikinci dünya savaşından önce Amerikan arkeolog Blegen tarafından sonuçlanan kazıların sonucu olarak, bütün dünya Dardanel boğazının güney sahillerinden 5-6 km uzağında yer alan bir yörede bundan yaklaşık beş bin yıl önce M.Ö. 3000 yıllarında ilk olarak insanların yerleştiğini ve kale inşa ettiklerini öğrendi. Yörenin bugünkü adı Çanakkale Hisarlık Höyüğü’dür. Kalenin sahipleri uygun coğrafi koşulların avantajlarını kullanarak Asya’dan Avrupa’ya uzanan ticari ilişkileri kontrol ederlermiş. M.Ö 1900 yıllarında tepe ve çevresini at yetiştirmekle uğraşan yeni bir kabile ele geçirir. Bu yeni kabile önceki kaleden daha büyük ve görkemli bir kale inşa eder. Arkeolojik verilere göre, M.Ö. 1250 yıllarında tepe yeniden ele geçirilir ve her şey yakılıp harabeye çevrilir. Bir süre sonra merkezi Avrupa’dan gelen insanlar buraya yerleşirler. Yaklaşık M.Ö. 1100 yılında tepede büyük bir yangın meydana gelir ve tepe birkaç yüz yıl ıssız bir yer olarak varlığını sürdürür. Schliemann yaptığı kazılarda çok kıymetli bir hazine bulur. Bu hazine bir zamanlar bu şehrin zenginlikler şehri olduğunun habercisidir. Heinrich Schliemann burada bir hazinenin yattığını nereden mi bilir. Homeros’un İlyada ve Odysseia masallarını okuyan pek çok kişi bu civarda bir hazinenin saklandığını öğrenir ve 18. yüzyıldan itibaren hazineleri aramaya koyulurlar. Kitapları okuyan arkeolog Schliemann 1870 yılında Çanakkale’ye gelir. Hisarlık tepesini kazmaya başlar. Homeros’un Troya’sını bulur. Troya Kralı Priamos’un hazinesini ele geçirir ve onu yurt dışına kaçırır. Homeros’un İlyada’sında ‘İlion’ yada ‘Truva’ diye bahsettiği bu şehirde kimler yaşadı? Burada eskiden yaşayan halk şehre ne adı verdi ve o devirden yazıtlar kalmadı mı? M.Ö. II bin yılın ortalarında Hisarlık tepesinin doğusunda kalan topraklar büyük Hitit imparatorluğuna aitti. M.Ö. 1250 - 1220 yılları arasında krallığını sürdürmüş olan Hitit kralı IV. Tuthaliya’ya ait bir kaya anıtında 2 yer isminden bahsedilir - Wilusa ve Troas. Hititoloji bulgularına göre Truva (İlion), Hititlerin sözünü ettiği Wilusa kentidir. Böylece günümüzden beş bin yıl önce Truva’da Hititlerin yaşamış olduğu ortaya çıktı. Şehrin yeni bulunan bronz mührü eski Yunanca değildi, Anadolu’da binlerce sene önce konuşulan Luvi dilinde kazılmıştı. Toprağın metrelerce altından çıkarılan evler de Yunan özelliği taşımıyorlardı; ve Anadolu’ya mahsustular. Truva’da üst üste 9 tabaka farklı medeniyet kalıntısı var. Homeros, “İlyada”sında Troya savaşını ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Sözlü gelenekten yazıya nasıl geçtiğini bilemediğimiz gibi, metinde geç dönemde yapılan değişikliklerin kesin amacını kestirmek bizim için güçtür. Ama Homeros bir savaşın ‘toprağı bereketli Troya’da geçtiğini söylüyor. Şu çok ünlü Troya savaşının hikayesi ise kısaca şöyle ortaya çıkmıştır; Tanrı Zeus ile Leda’nın kızı Helena evlenecek yaşa gelince Akhaların önde gelenleri Tündareos’un sarayına giderler. Burada Tündareos yada Helena’nın seçimiyle, Menelaos Helena’nın kocası olur. Daha sonra Tündareos ölünce Sparta Krallığı Menelaos’a kalmıştır. Efsaneye göre, savaşın nedeni ise Iolkos Kralı Pelans ile Thetis’in düğünlerine davet edilmeyen kavga tanrıçası Eris’in, sinirlenip bir oyun düzenlemesi ve Hera, Afrodit ve Athena’nın oturduğu ziyafet sofrasına, üzerinde ‘en güzele’ yazılı bir elma atmasıyla başlar. Elmanın kimin olduğu üzerine 3 güzel tartışmaya başlarlar ve Zeus’tan bu sorunu çözmesini isterler. Zeus işin içinden çıkamayınca, çareyi Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris’i rehber ilan etmekte bulur. Güzellerden her biri kendisini seçmesi için Paris’e bir şey vaat ederler. Athena ona savaşta yenilmezlik gücü vereceğini vaat eder. Hera Paris’i Asya’nın hakimi yapacağını söyler. Paris Afrodit’e kanar ve dünyanın en güzel kadınını elde etmek için Afrodit’i yarışmanın birincisi seçer. Bu güzel kadın Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helen’di. Paris, Afrodit’in yardımıyla Sparta’ya gider, Helen’i kaçırır, prensi olduğu Troya şehrine geri döner. Bunun üzerine hakarete uğramış Menelaos, Akha ordularını toplayarak Troya’ya savaş açar. Böylece 10 yıl sürecek Troya savaşı başlamış olur. Yunan edebiyatında önemli yere sahip olan destanlar yüzyıllarca ağızdan ağza dolaşmış M.Ö. 700 yıllarında yazıya aktarılmıştır. Homeros’un İlyada’sı da bu dönemde ortaya çıkmıştır. Destanların yazıya alınmadan önce saraylarda aidoslar (şarkıcılar) tarafından dönemin çalgı aletleri olan forminks ve kitara eşliğinde okunulduğu bilinmektedir. Homeros halk efsanelerini ve öykülerini toplayarak iki büyük destanı ile sadece yunan edebiyatında değil, Batı dünyasında da ilk ve en büyük anıtsal yazı eseri olarak yerini almıştır.
__________________
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() Status: MotorDelisi
Üyelik Tarihi: 30 Eylül 2006
Mesajlar: 10.377
|
Maşallah sitemiz yeni bi soluk kazandı Beatrice,
süper topicler kutlarım
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() Status: Tecrübeli Üye
Üyelik Tarihi: 02 Ocak 2007
Konum: Marmaris
Mesajlar: 296
|
ZEUS'UN DOĞUŞU
Kronos ile Rhea'nın evliliklerinden Hestia, Demeter, Hera adlarında üç kızla, Hades, Poseidon, Zeus adlı üç erkek çocuk dünyaya geldi. Babasına yaptıklarını unutmayan Kronos kendisinin de oğullarından aynı karşılığı göreceğinden korkuyordu bu yüzden Karısının her yeni doğurduğu çocuğu yutup, karnında saklıyordu. Rhea yalnız "Zeus"u onun elinden kurtarabildi. Tanrıça gecenin karanlığından faydalanarak çabucak koşup Girit adasında "İda" dağının tepesine çıktı. Çocuğunu da beraber götürmüştü. Gaia çocuğu aldı ve onu bir mağaranın dibine sakladı. Rhea bir kocaman taşı kundak bezlerine sarıp Kronos'a verdi. Kronos bu taşıda hemen yuttu, oğlunun dünyada yaşadığını bilmiyordu. Ve ilerleyen zaman içinde oğlu büyüyüp yenilmek nedir bilmeyecek, sıkıntı nedir duymayacak, gücü ve kuvveti ile babasını kendisine boyun eğdirecek, onun bütün imtiyazlarını, şan ve şerefini elinden alacak, onun yerine bütün ölmezlerin başı olacaktı. Gerçekten Zeus, ormanların sık dalları arasında büyüdü; keçi sütünü emdi; bağırmalarını babası duymasın diye Kuretoslar da onun başında kalkanlarını çarparak gürültüler çıkardılar. Olgunluk çağına gelince Zeus saklandığı mağaradan çıktı. Kronos'u yuttuğu tanrıları ve taşı çıkarmaya zorladı. Sonra onu gökten kovup dünyanın ta dibine, yerin ve denizin alt tabakasının daha da altına attı. Zeus karısı Hera, çocukları, kardeşleri ve öbür tanrılarla birlikte Olympos dağına yerleşip saltanat sürmeye başladı. Fakat bu sefer de karşısına; Gaia ile Uranos'un Othrys dağına yerleşmiş oğulları Titan'lar çıktı. Her iki taraf ellerine kocaman kayalar alıp savaşmaya başladılar. Pelion dağlarını Ossa dağının üzerine yığarak Titan'lar Olympos'a tırmanmaya çalıştılar. Savaşın gürültüsünden gökler, yerler, denizler sarsıldı, Tartaros yani cehennem bile o yaygara ile çalkalandı. Fakat Zeus'un Tanrısal silahına, yıldırımına hiç bir şey dayanamadı. Bereketli toprak titreyerek yanıyor, her şey kaynıyordu. Yerler parçalandı, dağlar eridi ve Titan'lar yenilerek Tartoros'a atıldılar. Hepsi de zincirlere vuruldu ve üzerlerine üçyüz kaya yuvarlandı. Helland, Yunanistan toprağı, yüksek dağları, derin uçurumları ile karmakarışık bir manzaraya sahipti. Eski Yunanlılar bunu Zeus'un Titan'larla olan savaşına bağlar. Bundan sonra ilk zamanlarda ki karışıklık sona erdi. Kainat düzen buldu. Tabiatın kaba, vahşi ve kör kuvvetleri; Tanrısal zeka tarafından yenilmiş ve emir altına alınmış oldu. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
ÜÇ GÜZELLER MASALI (İLK GÜZELLİK YARIŞMASI)
Peleus’la Thetis’in Olympos’ta kutlanan bir düğününe Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş… fesatlık bu ya boş durur mu, düğüne davetsiz gelip masanın ortasına altın bir elma atıvermiş, elmanın üzerinde “en güzele” yazıyormuş. Bütün kadınlar elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, bunun üzerine en güzeli Tanrılar Tanrısı Zeus seçsin denmiş, ama Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera’ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar, başka Tanrıçalara verse bu sefer de karısı ortalığı kaldıracak, Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris’i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş. Bu karmaşadan sonra ortada en güzelim diye üç Tanrıça kalmış. Zeus’un karısı Hera, Akıl Tanrıçası Atena, Güzellik ve Sevgi Tanrıçası Venüs. Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Çobanın elinde “en güzele” diye yazan altın elma, karşısında yürekleri heyecandan çarpan üç Tanrıça… Tanrıçalar başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya. Atena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Venüs ise, dünyanın en güzel kızını vaat etmiş. Atena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Venüs bunların hiçbirini yapmamış. Paris’in altın elmayı tutan eli kımıldamış… herkes heyecan içinde ve el geniş bir kavis çizerek Venüs’e doğru uzanmış. Paris üzerinde “en güzele” yazan altın elmayı Venüs’e vermiş… PARİS DEDİKLERİ Paris, öbür adıyla Aleksandros, Troya kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin en küçük oğlu. Kraliçe onu doğurmadan birkaç gün önce uykusunda bir düş görmüş: karnından çıkan bir alev Troya surlarını sarıyor, bütün şehri yangına veriyormuş. Falcılar bu düşü kötüye yorumlamışlar, doğacak olan çocuk şehri yıkıma götürecek demişler. Bebek doğunca da Priamos onu İda dağına bırakmak üzere bir uşağına vermiş. Uşak Paris’i dağa bırakmış , vahşi hayvanlar hakkından gelir diye düşünmüş. Ama öyle olmamış, bir dişi ayı gelip bebeği emzirmiş. Bir süre bu böyle gitmiş, sonra çocuğu Agelaos adındaki bir çoban bulmuş, evine götürmüş ve kendi çocuklarıyla bir arada büyütmüş. Paris çobanlar arasıdan güzelliği yardımseverliğiyle dikkati çekermiş, sürülerine çok iyi baktığı için, ona koruyucu anlamına gelen Aleksandros adını takmışlar, dağda önce Oinone adlı bir nympha ile sevişmiş. Evlenmişler, ama mutlulukları uzun sürmemiş. OİNONE Oinone İda dağının nymphalarından biridir. Paris ile evlenir. Paris güzellik yarışmasında yargıç olarak çağrıldığında onu vazgeçirmeye çalışır ama başaramaz; ancak bir gün yaralanırsa onu gelip bulmasını söyler. Apollon’un kendisine verdiği şifalı otlar vardır. Paris Troya savaşının sonlarında Philoktetes’in attığı bir okla yaralanınca Oinone’nin bu sözünü hatırlar, ona haber gönderir, ama nympha yardıma gelmez. Paris ölünce Oinone pişman olup canına kıyar. (Nympha: Aslında başı örtülü, yani gelin anlamına gelen nympha kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan doğal ve tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen addır. Homeros’a göre nympha’lar Zeus’un kızlarıdır.) ANKHİSES Troya kral soyundan olan Asarakos’un oğlu Ankhises Tanrıça Aphrodite ile sevişmiş ve Aineias’ın babası olmuştur. Homerik denilen övgülerden Aphrodite’e ayrılmış olanı, bu sevişmeyi en ince ayrıntılarına dek anlatır: Tanrıça Ankhises’i İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken görür, delikanlının güzelliğine vurulur ve dağa iner. Övgüde “canavarların anası, bin pınarlı İda” diye tanımlanan İda dağına Aphrodite’in inişi, peşinde vahşi hayvanlar sürükleyen ana tanrıçanın gelişine benzetilmiş, tanrıçanın büyüsüne kapılan hayvanların ormanlarda, fundalıklarda sevişmesi gösterilmiştir. Tanrıça Phrygia’lı bir genç kız kılığına girer de öyle görünür Ankhises’e. Troyalı prens arzu ile yanıp tutuşarak tanrıçaya yaklaşır. sevişmelerinin sonunda gülümser tanrıça, sevgilisine şöyle seslenir: Senin bir oğlun doğacak, Troya’lılara kral olacaktır o ve çocuklarına çocuklar doğacaktır sonsuzluğa dek! Tanrıça doğuracağı oğlanı büyütmek için nympha’lara vereceğini, onu beş yaşında babasına tanıtacağını ve çocuğun kimin olduğu sorulursa sakın Aphrodite’in oğlu olduğunu bildirmemesini, yoksa Zeus’un yıldırımına çarpılacağını söyler ve Ankhises’i bırakıp gider. Bir efsaneye göre Ankhises tanrıçanın sözünü tutmaz, fazlaca içtiği bir gün Aphrodite ile sevişmiş olmakla övünür ve çarpılır. Bunun sonucunda topal kaldığı, Troya’dan kaçarken Aineias’ın onu sırtına almasının nedeninin bu olduğu anlatılır.
__________________
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() Status: Süper Üye
Üyelik Tarihi: 26 Ekim 2006
Konum: istanbul/anadolu
Mesajlar: 4.126
|
uzun lafın kısası ben kovayım kardeşim
__________________
Paran varsa Range Rover paran yoksa Game Over
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) | |
![]() Status: Tecrübeli Üye
Üyelik Tarihi: 02 Ocak 2007
Konum: Marmaris
Mesajlar: 296
|
Alıntı:
Saolasın yaa sen böyle laflar ediyorsun insan gaza geliyor hevesleniyor sen olmasan muhtemelen bu kadar aktif olmazdım Asıl ben teşekkür ederim...
|
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
![]() Status: MotorDelisi
Üyelik Tarihi: 04 Kasım 2005
Konum: istanbul/Kozyatağı
Mesajlar: 5.592
|
Ne güzel topik olmuş bu..
__________________
DİKKAT..! İleri derecede Cruıser bağımlısı, plastikle yaklaşmayın. Kriz anında yeterli dozda kromaj gösterilmelidir. www.AmerikanAraba.com |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
![]() Status: Tecrübeli Üye
Üyelik Tarihi: 02 Ocak 2007
Konum: Marmaris
Mesajlar: 296
|
KADININ YARATILIŞI
Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi. Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı. Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pandora adını taktılar. Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora'nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gelin olarak gönderdi. Prometheus kardeşine Zeus'dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi. Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğunda dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus'un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı. Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı. |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
![]() |
elinize kolunuza sağlık arkadaşlar
__________________
Sen benim için öylesine değil ölesiyesin... |
|
|
|
|
|
#11 (permalink) |
![]() Status: MotorDelisi
Üyelik Tarihi: 11 Eylül 2006
Mesajlar: 6.134
|
NiGhTeXpReSs, ahbe cengiz açtığımız onlarca önemli, tarihi bilgiler içeren büyük önem taşıyan konularada keşke böle denseydide. 2-3 mesajla tarihe gömülmeseydi konularım... Artık o yüzden açmıyorum zaten. Boşa kendimi yırtmış oluyorum. O kadar çaba harcamama rağmen.
Beatrice, teşekkürler... |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
![]() Status: MotorDelisi
Üyelik Tarihi: 22 Ocak 2006
Konum: yunusların aradığı yerden
Mesajlar: 5.043
|
Beatrice, son haftalarda aramıza bu sevimli kişiliğinizle katılmalarınızı,bu güzel topiclerle süslüyorsunuz ya..Tebrikler
__________________
BEN SENİN BENİ SOLLAYABİLME İHTİMALİNİ SEVDİM 600RR |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
![]() Status: Tecrübeli Üye
Üyelik Tarihi: 02 Ocak 2007
Konum: Marmaris
Mesajlar: 296
|
excavator_zx6 teşekkür ederim. ByManiacGNY Ben senin topiclerinide gördüm hepsi bomba gibi bence kendini boşa yırtmıyorsun
|
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
![]() |
Eeee biri de bu başlık altında Türk mitlerini anlatsa güzel olmaz mı? Dedem Korkut hikayelerini, Oğuz Kağanı, Boğaç Han'ı, Türklerin yaratılış destanını, Seteney'i, Kürşat'ı, Bozokları, Üçokları...
* etiketlerden hoşlanmam, etiketlendirilmek de istemem. sadece Türküm ve bu destanlarımı hemde dünya da yazının olmadığı zamanlardan gelme bu destanları seviyorum...
__________________
![]() Ainesi iştir insanın, lafına bakılmaz! |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
![]() Status: MotorDelisi
Üyelik Tarihi: 16 Aralık 2004
Konum: İzmir..pek yakında izmir
Mesajlar: 7.390
|
geçen youtube'da yazmış yunanın biri,'biz şöleyiz böleyiz dünyaya hükmettik,siz osmanlı ztn türk değildi,vs vs vs' En sonuna da şöyle yazmış:
'Greeks doesn't fight like heroes,but heroes fight like Greeks' Bende sordum sorduyu,soktum boruyu,'kıbrıs'ın yarısını 72 saatte kaybederken o kahramancıklar napıyodu' dedim
__________________
http://www.hakveesitlik.org.tr/osman...glu-kimdir.php |
|
|
|
![]() |
| Paylaş |
| Etiketler |
| buraya, mitoloji, sevenler |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| r1 sevenler buraya.. | choconut | Videolar ve fotograflar | 10 | 19 Temmuz 2009 16:23 |
| Motocross Sevenler Buraya 5.25.2008 | wildturkey | Videolar ve fotograflar | 10 | 30 Mayıs 2008 02:56 |
| vespa sevenler buraya vespa dan tek show | caryy_boy_07 | Videolar ve fotograflar | 16 | 11 Temmuz 2007 13:04 |
| tosbaa sevenler BuraYa.. | tr_select | VIP Koğuşu | 2 | 04 Mart 2007 13:25 |
| cbr 125 sevenler buraya bakmadan gecme | don_juann | Videolar ve fotograflar | 28 | 25 Temmuz 2006 08:56 |