Kayıt: Jul 25, 2003 Mesajlar: 6686 Nereden: New York
Tarih: 19.09.2004 - 04:48 Mesaj konusu:
Maine seyahati, kısım 3...
(daha çok fotograflı versiyon için lütfen Maine 3. bölüm linkine bakın...)
Bu arada Maine nin nerede olduğu soruldu, yanıt olarak şu haritayı koymak istiyorum. ABD nin en Kuzeydoğusundaki eyaleti.
Bu alttaki haritada ise bu günkü konumuzun rotası...Portsmouth dan Freeport a kadar uzanacağız.
Yolda Portland dan geçeceğiz, ama bu Portland çimentosu ile meşhur batıdaki Oregon Portland değil haliyle. Yine de Maine in en büyük yerleşimi.
Köprüyü geçip gaz kolunu kıvırdıkça yavaş yavaş bir masal ülkesine giriyor gibi oluyorsunuz. Yerleşimler, sahiller, plajlar, hele evler...şiir gibi bir yer burası.
Sonra plajlar, plajlar...millerce plajlar ve plaj evleri...tatil havası içinize işliyor. Gittikçe daha yavaş sürdüğünüzü, akşam olacak da yol bitecek diye endişelenmeye başladığınızı farkediyorsunuz.
Ve plajlar ve güzelliklerden yarı sarhoş ve iyice acıkmış vazıyette “Kennebunkport” diye bir sahil kasabasına geliyoruz.
Sahilde şirin bir restorana atıyoruz kapağı...
Altta bendeniz ve suratımda “Lan dünyanın hiçbir yerinde kuratulamayacakmıyım ben bu plastik sandalyelerden” ifadesi... Cins adamım vesselam...Bir taraftan da hala bu sandalyalerin dünyayı istilayı planlamış kötü uzaylılar tarafından aklımızın ermeyeceği meş’um bir planın parçası olarak konuşlandırıldığını düşünmeye devam ediyorum, o da başka...
Restorandan bir iki görüntü...”Cezir zamanı”ndayız. Sular alabidiğine çekilmiş...
Köprüyü geçip şehirde kısa bir yürüyüş ...Deyzinin yediği inanılmaz miktarda deniz mahsulünün hazmedilmesi için bu şart. J Ben de restoran sahibi hanımın teklifi üzerine kendi yaptığı “black berry cake” (bir tür böğürtlenli pasta) yı fazla kaçırınca başka çare kalmadı. Ayrıca gidonda uyuyakalmak da olası... J
Evet acı ama gerçek...Maine de kask mecburiyeti yok...Kimisi takmıyor.
Bu pastanın üstüne bir kapuçino ?
Kuş yuvası lazımmıydı? Bu yukarda resmini gördükleriniz ömrümde gördüğüm en güzel insan yapımı kuş yuvaları...Allahtan motorda taşıyacak yer yok, otomobilsiz seyahatin bir diğer faydalı tarafı da eviniz bir süre sonra işe yaramaz binlerce ıvır zıvır la dolmuyor... J
Kenny..herneyse..port şehrinden çıkmak çok zor. İnsan ilk şoku atlattıktan sonra iki tepki veriyor... “Hadi canım burası bir masal dekoru, birazdan biri gelir bilet keser...tüyelim! “ yada “Buralarda iş imkanları nedir acaba...evler de pek hesaplıymış..” yani bu “masal-o-manyetik” etkiden bir an için kurtulup kendinizi motora atıp kaçtınız kaçtınız...yoksa “burada incik boncuk satan bir dükkan da ben açıversem ne olur şu köşeciğe sanki” diye düşüncelerle hiç bir yere gidememe tehlikeniz oldukça yüksek.
Oysa ki biz yılmaz gezginler ve kaşifler olarak misyonumuzu unutmamalı...turist olmanın dayanılmaz hafifliği içinde kuzeye, daha da kuzeye yola devam etmeliydik. Hedef Portland dı değil mi?
Portlanda girmek için kısa bir otoyol geçişi var, buradan oldukça modern ve büyük bir şehir olduğu görünüyor...Eh bu tür şehirlere karnımız tok ve daha da yolumuz uzun diye şeyle bir kenarından girip çıktım, Portland a fazla yüz vermedim...
Yukarda bahsettiğim gibi bu günkü rota sonunda Freeport diye küçük bir şehre ulaşmayı planlıyorduk. Bunun esas amacı ünlü (veya ABD de ünlü diyelim) LLBean fabrikasının burada olması ve dev fabrika satış mağazasıydı. Bu firma spor giyim ve kuşam (outdoor) üretip katalogdan satış yapar, ürünleri benim tercih ettiğim şeylerdir hep. http://www.llbean.com dan bir bakarsınız.
Halen elimizde bulunan uyku tulumlarımız çok ilkel, ve dünyanın yerini kaplıyor...onlardan kurtulup modern sıkıştırılabilir ve hafif tulumlardan almak istiyoruz..ve bu gece bunlar kampta çok işimize yarayacak...Deniz kenarı kamplar geceleri hayli soğuk olabiliyor...
Yahu olamaz...bu memleketteki fabrika satış mağazasının güzelliğine bakın...
Ve LLBean i de buluyoruz. Kapıya devasa bir bot koymuşlar. Bu bot LLB inin patenti ve bütün ABD de çok sevilen kullanılan bir tür. Ucuz, su geçirmez, sıcak tutar...herkesin bir çift LLB çizmesi vardır diyebilirim..özellikle kırsal kesimde.
Evet uyku tulumu meselesini de kolayca hallettikten sonra dooğru kampa. Hava kararıyor, zilliyi kıracağız, yakacak odun bulunacak, mangalda mısır kızartılacak, takım yıldızlar ve saman yolu izlenecek bir sürü iş... J
Evet ateşi yaktığımda hava karamış akşam soğuğu basmıştı artık...Ağzımız kulaklarımızda derin bir uykuya hazırlandık...
Kayıt: Jul 25, 2003 Mesajlar: 6686 Nereden: New York
Tarih: 21.09.2004 - 07:41 Mesaj konusu: Kısım 4
Maine seyahati...kısım dört
İşte ertesi sabah kampımızdan bir görüntü.
Umduğumuzun aksine hiç rutubet olmadı ve yeni tulumlar da son derece konforluydu
doğrusu.
Kamptan bir
başka manzara. Daha güneş yükselmeden orman...
Ben bizi uyandıran kuşlara küfrederken...
Ve yine yoldayız.
Bugün amacım Bar Harbor (Yöre aksanıyla “ Baa-Haa-Bah”) a ulaşmak,
ve ertesi gün ünlü Acadia National Parkını gezmek.
İşte harita da burada...Sahilin dantel gibi işlemeli olduğunu görüyorsunuz. Sahil yolu da bir okadar zevkli...
Bu resmi denız mahsülü meraklısı dostlarıma atfen koyuyorum, biliyorsunuz benim hayvanlarla aram iyidir, onları yemiyorum...
Her köşe başında ıstakoz ve bilumum deniz mahsulü servisi yapan restoran görmek mümkün.
Resimde şezlongda güneşlenirken görülen hayvancağız başına geleceklerin farkında değil tabii ki...
Bu yukarda gördüğünüz Maine de en çok rastanan ev türü. Oldukça karakteristik.
Benzerleri Connecticut a kadar uzanıyor ama en çok burada var. Fazla resmini çekmemişiz
bu evlerin nedense.
Ve çok güzel bir kasabaya, Camden a geliyoruz. Camden dünya güzeli bir liman şehri.
İşte “7of 9” martı sesleri arasında sahilde dinleniyor...
O da nesi...arkada oldukça yüksekçe bir tepe var. Oraya
çıkılırmı? Yanıt “evet” olunca dooğru tepeye...
İşte o tepeden Camden limanı. Onlarca yat demirlemiş...bir o kadarı da ufuk çizgisini süsleyen binlerce ada arasında kaybolmuş gitmiş...
Bendeniz,
fotograf çekmekle meşgulken...
Yol bazen sürprizlerle dolu olabiliyor...aslında her viraj başka bir sürpriz gizlemiyormu?
Bunun için motosiklete binmiyormuyuz?
Buyrun bakalım, önümüzde ne olduğunu dünyada tahmin edemeyeceğim bir
otomobil gidiyor...
Bu bir klasik BMW, üstelik Alman plakalı.
Bir tane daha, az ilerde durmuş manzara seyrediyorlar...Neler oluyor?
Duruyoruz biz de haliyle...malüm, öbür tarafta sorarlar adama...
Ve Heinz ve eşiyle tanışıyoruz. Almanyadan 60 vintage BMW ile gelmiş bir grup ABD seyahatindeler.
BMW üzerine Deyzi beni çekiştirmeye başlayana kadar konuşuyoruz...
Bir saat sonra bir benzincide tesdüfen bu “elmas” la karşılaşıyorum.
Adını duyduğum ama kendisini görmek her ölümlüye nasip olmayan bir “Veritas” bu.
Almanya 2.Dünya Savaşını kaybedince BMW da kapatılıyor ve personel de zaten savaşta oraya buraya
dağılıyor.
Ancak birkaç BMW mühendis, işçi ve ustası bir araya gelip bir atölye kurarak
çalışmaya başlıyor ve el yapımı Veritas (Lat. “Gerçek” ) yarış otomobilleri doğuyor.
1945-1953 arasında sadece 100 adet üretilmiş.
Veritas yarış otomobilleri pistlere hakim oluyor, sonra bu ekiptekiler olduğu gibi BMW bünyesine
katılıyorlar.
Veritas 1940 a kadar üretilen meşhur 328 BMW nun bayrağını düşürmeyen, savaş sonrası BMW ekibine teslim eden otomobil.
BMW 328 mi? Yüzyılın otomobili seçilen 25 modelin içinde...
Bir bakın bakalım beğenecekmisiniz...
Ardından bu BMW grubu ile sıkça karşılaşarak, kimi beraber sürerek Bar Harbor a
ulaşıyoruz.
Burası bir çeşit Bodrum gibi, canlı hareketli bir yer.
Kalabalıktan uzak bir köşeye-kampa çekilmektense şehrin göbeğinde bir otele
yerleşelim diyoruz. Sıcak duş ve temiz blucin T-sörtgibisi varmı azizim, o kadar yolculuktan
sonra ilaç gibi geliyor, başlıyoruz kaldırımları aşındırmaya...
Burayamı yerleşsem? İyi de ne iş yaparız burada? Elalem ne yapıyorsa onu! Hadi ya! Niye olmasın?
İyi de kem var küm var...
Seyahatimizin amacı tabii ki yerleşecek yeni yerler aramak değil ama...damarlarımızdaki asil göçebelik bizi rahat bırakmıyor.
Ben Manhattana bayılıyorum oysa ki...Gel gör ki Bar Harbor bir alem...
İşte öyle öyle geceyarısını ettik o gün. Ne kadar abur cubur varsa yedik, içtik, dondurmalar vs...
Yine de Bar Harbor tamamlamayı başka bir geziye bırakıp otelimize çekildik.
Zaten gezdiğim hiçbir yerden “buraya bir daha gelip adam gibi kalmamız lazım” duygusu olmaksızın ayrıldığımı
hatırlamıyorum.
Sanırım gözlerim açık gideceğim
Yarın Acadia National Parkını ziyaret edeceğiz... Cadillac dağına çıkacağız... program yüklü. Uyumak lazım...
Kayıt: Jul 25, 2003 Mesajlar: 6686 Nereden: New York
Tarih: 25.09.2004 - 05:06 Mesaj konusu: Maine seyahati 5
Maine Seyahati V... Acadia National Park ve içerlere doğru....
Sabahın köründe koyulduk yine yola...malüm yolumuz uzun, ve görülesi yerler silsilesi tahminlerimizi aşıyor...Doğru Acadia National parkına.
Ve fakat, bin ekşili köfte !...hava sisli puslu... Doğru dürüst resim çekme hayallerimiz ve manzara seyri suya düşüyor, neyse...
Dönmek yok, bulduğumuzla idare edeceğiz artık, kısmet. (Ing. kismet )
Rotayı kısaltmak zorunda kalıyorum bugün, yoksa Cuma günkü Advrider meetingine yatişemeyeceğiz bu gidişle...
Amacım Kanada sınırına kadar uzanmaktı, heyhat, belki gelecek sefere... yada “muhakkak” gelecek sefere
Bugünkü plan Acadia dan sonra yine Acadia nın uzantısı olan Kuzeydeki burunları dolaşıp içerlere sürmek,
biraz da denizden uzakta Maine hayatı nasıl gidiyor, bir görmek...
İşte Acadia parkı ve rotamızın başlangıcı...Amaç parkta bir tur atmak, “Cadillac Mountain” a çıkıp neyin nesiymiş anlamak,
oradan “Winter Harbour” tarafına geçip kısa bir ziyarette bulunup içerlere doğru yavaş yavaş dönüş yolculuğuna geçmek.
Acadia Parkı ile ilgili geniş ve pek faideli malümat için http://www.nps.gov/acad/ linki şayan-ı tavsiyedir...
Parkın yolları nefis, azami hız 40-15 mph arası (60 – 25 kmh) değişiyor, ve tek yönlü.
Harika manzara terasları ile süslü ancak sisten hiçbirşey görmek mümkün değil. Görüş mesafesi 200 – 800 m arası gidip geliyor.
Parkta ilk günlerinden kalma bir malikhane...Avrupadan gelip, akıllarında ne kaldıysa aynını yapmışlar sanırım...
Eagle Lake, parktaki birkaç gölden biri 1 x 5 km
büyüklüğünde...
Buradan sonra resimleri seçip elemektense küçültüp daha çok resim koyayım dedim.
Ekrana azıcık daha yakından bakın, ve buyrun zirveye çıkan nefis yola...
Ve zirve...Vakit olsaydıda on kere inip çıksaydım...
Cadillac Dağı, 466m ile ABD nin Atlas Okyanusu sahilindeki en yüksek noktası. Evet ahım şahım bir “dağ” denemez, bir tepe belki ama özelliği deniz kıyısında olması ve yüzyıllardır denizcilere yol göstermesi. Gün doğuşunda çıkarsanız bütün Amerikada o günün ilk ışıklarını gören siz oluyorsunuz...bu da numarası
Cadillac hikayesi de şöyle; efendim 1600 ün sonlarında XIV. Lui adına bu bölge “Antoine de la Mothe Cadillac” adlı bir Fransızın elinde bulunuyor. Daha sonra Fransızların çekilmesiyle Antoine Detroite göç ediyor ve bu bölgeyi kalkındırıyor. Detroit in kurucusu olarak bilinen bu zatın adına hürmeten GM ünlü markasına onun adını veriyor...
Neredeeeen nereye
İşte tepenin görünüşü, tabiiki sisten dolayı herhangi bir manzara yok maalesef.
O savaş yeri görüntüsü veren bariyerler ziyaretçiler otlara, yosunlara, likenlere basmasın dıye yapılmış.
Bölge ciddi doğa koruması altında. Parkta bol miktrda yabanıl yaşam sürüyor...
Acadia parkının üstünde olduğu yarımada aslında bir ada olarak adlandırılmış,
“Desert Island” deniyor, işte bu Cadillac tepesinsin tamamen çıplak olmasından dolayı.
Neyse, oraya çıktığımızı belgeleyecek trofeyi de aldıktan sonra...yani gerekli rozet temin edilip şapkama iliştirildikten sonra, yine yola koyulduk.
Bu resimde puslar arasından görünen yerleşim Bar Harbor...
Ve daha sonra okyanus kıyısını saat 6 istikametinde bırakıp karanın içlerine dogu yola koyulduk. Sayahatin bu kısmı ile ilgili fazla anlatacağım bir şey yok.
Sahilde çok vakit harcadığımız için içerlerde fazla oyalanacak vakit kalmamıştı ve hava da gittikçe ağırlaşıyordu.
Hız limitlerini biraz zorlamak ve malum, iyice karanlığa kalmadan kamp yerine varmak lazım.
Tabii böyle hanımlar yolumuzu kesmeye devam etmezse... Uç dört yol inşaatıyla karşılaşıp epey bekleştik.
Yollar kış bastırmadan hazır olmalı...eh bize de beklemek düşüyor.
Maine in iç kısımları ardarda tepeler, göller, nehirler ve ormanlarla kaplı. Arada küçük yerleşimler, çiftlikler var.
Ve kampımıza varıyoruz. Bu gece yağmur fena bastıracak, o yüzden çadır kurmak yerine bir kabin kiralamaya karar verdik.
İşte bu gece kalacağımız “log cabin” denilen kütüklerden yapılma küçük bir kulübe. İçerde bir ranza ve bir iki kişilik büyük yatak, masa sandalye filan var.
Yerleşiyoruz ve kampta bir kaç resim çekelim istiyorum...hala ışık var ve çok güzel bir yer
Sonra akşam eriyor, sular kararıyor...Yağmur öncesi sessizliği ile kabinemize gidiyoruz...
Motoru kabinin önüne getirip beklenilen fırtınada devrilmesin diye bağlıyorum... Ateşimizi de yakıyoruz...
Halı gibi çimlere uzanıyorum ama gökyüzü zifiri karanlık...
Yapılacak seyler listesine bir göz atıyorum...Bomboş...Yaşasın tatil
Uykunun galip gelmesini beklemekten başka yapacak bir sey yok artık...
Kayıt: Jul 25, 2003 Mesajlar: 6686 Nereden: New York
Tarih: 26.09.2004 - 08:14 Mesaj konusu: Maine seyahati VI
Maine Seyahtnamesi Kısım 6
Bütün gece yağdı yağdı yağdı....Sabah dinmişti artık. Dedim
“gökyüzünde bulut kalmamıştır herhalde”...ne gezer. Kalınbulut tabakaları altında, soğuk bir yolculuğa başladık. Daha yarım saat geçmemişti ki insafsız bir sağanak yağışın içine daldık. Bir süre idare ettim ama göz gözü görmez hale gelince bir benzinciye attık kapağı.
Koca bir bardak sıcak kakao ve görüş açılıncaya kadar metazori
bekleyiş...
İşte biraz dindi, dışarı çıktık...ve harita.
Bu sabah, Perşembe, Skowegan dan yola çıkıyoruz, yağmurdan dolayı bir sürü görülecek yeri geride bırakıp *ama yine de arayollardan sürerek* New Hampshire a girip haritada “Fryeburg” olarak görülen şehir yakınlarındaki “Conway” e varıyor ve orada kalıyoruz. Ertesi gün, ki onu da altta bulacaksınız, oradan yola çıkıp
”White Mountains National Park” dan şöyle bir dolaşıp Girngonun “middle of nowhere” (Türkçesi şeytanın kırı yada Allahın dağı olabilir)dediği, GPS imde kayıtlı koordinatlarla bulacağım Adventure-Rider kamp sahasına bulabilirsek varıyoruz...
Bu günkü yol manzaraları bunlardan ibaret. Resimlerin çoğu lens ıslandığı için berbat vaziyette bulanık
Akşama doğru Conway civarında nihayet yağmmur-sağnak
diniyor ve hava açmaya başlıyor.
Hepi topu 500km yolu 9 saatte yaptık o gün. Ve eni konu yorucu oldu. Hiç çadır havasında olmadığımdan kapağı Holiday Inn e attık. Banyoyu sıcak suyla doldurdum...
Ertesi sabah yağmurdan eser kalmamıştı...derhal derdest olup yola döküldük. İşte gündüz gözüyle Conway.
Conway, White Mountains bölgesine bisiklet, kano, kayak, snowboard, dağcılık vb. bazilyon doğa sporu yapmak için memleketin herbir yerinden gelenleri ağırlayan bir merkez.
Diğer bir ünlü şehir de Laconia dır bu yakınlardaki. Bu geçtiğimiz ilkbaharda buraya gelmiş ve motosikletle bu bölgenin en yüksek dağı olan Washington dağına çıkmıştık. İşte o günlerde meşhur Laconia motosiklet rallisi vardı ve bölgeye dörtyüz bin motosiklet gelmişti. Görülecek şeydi doğrusu.
Yukardaki resimde son derece güçlü rüzgarlarla mücadele ediyorum aslında. Yaklaşık 2 saat süren White Mountain geçişi.
Alttaki resimde ise dağ başında bir tren istasyonu görüyorsunuz...
Bu son derece enteresan bir trenin istasyonu...
Tren sadece Washington dağının zirvesine turistik sefer düzenlemek amacı ile yapılmış. Ana istim tankının açısından çıktığı yokuşun nasıl birşey olduğunu anlıyorsunuz değil mi
Lokomotifin ilginç bir çekiş sistemi var, “cog” deniliyor..
Rayların ortasındaki merdiven gibi tırtıllara giren bir dişliyi çeviriyor buhar makinesi ve tekerleklerde kayma tehlikesi olmadan tırmanıyor.
Linkine bakarsınız...Orada özellikle demiryolu işçilerinin raylar arasında kalasla kayarak dağdan aşağıya 2’ 45” dakikada inişlerini okumalısınız.
Birkaç ölüm ve yaralanmadan sonra yasaklanmış tabii, kalasla iniş yarışları...
White Mountains...çiçeklerle kaplı.
Bu yıl Haziranda bu dağ grubunun en yüksek tepesi,
o yukardaki trenin de çıktığı Mt. Washington a çıkmıştık zaten.
O yüzden tekrar kalkışmadık...
Alttaki resim o günden kalma...
Hava zirvede 4˚C, rüzgar hızı 90km/h, aşağıda ise 22 ˚C ve yaprak kımıldamıyordu.
Bu zirve bütün ABD de ortalam hava durumunun en kötü olduğu nokta.
Neyse yola devam ediyor ve “Litleton” a ulaşıyoruz.
Açlıktan gözüm kararmış ama yine de klasik bir “diner” ı kaçırmıyorum, parkediyoruz önüne...
Litleton, adı üstünde küçük bir şehir ama sürprizlerle dolu...
Karnımızı doyurup rüzgarın yolaçtığı aptallığı üstümüzden attıktan sonra dağlardan aşağı koyveriyoruz artık...Hedef kamp!
Birkaç mil mecburi freeway seyahatinden sonra yine ara yollara kavuşuyoruz.
Pek okunmuyor ama o tabelada “Moose Crossing” uyarısı var.
Bütün Maine ve bu bölgeler aslında moose geyiğinin ana yurdu.
Sürücüler için büyük tehlike moose (muğs diye okunuyor).
Motosikletçi için moose a çarpmak ölüm demek...
Bak şekil 1 ↓
Bu tür uyarı tabelası gördüğünüzde hemen yavaşlamak gerekiyor, çünkü bu tabelalar gerçek kazalar sonundaki istatistiklere göre konuyor. Bu hayvanlar da genellikle aynı yerden yolları geçtiği için bir moose la karşılaşma şansınız yüksek.
Neyse, böyle bir olayla karşılaşmaksızın ama GPS ve toprak
yollarda 8-10 mil kadar ter içinde kalarak (İçinizde tam yüklü ve yolculu bir K1200RS i ıslak toprak yolda kullanan oldumu ? ...o halimden anlayacaktır... ) Adventure Rider grubundan Cromag ın düzenlediği “CC04” *Cromag Campout 2004* kampa ulaştık. “7 of 9” ı parkettim.
Yine hava kararmak üzereyken beğendiğimiz bir köşeye çadırımızı da kurduk...
Sonra arkadaşlarla sohbete gittik. Biz geldiğimizde yaklaşık 40 motosiklet gelmişti...o gece bu sayı 55 e, ertesi sabah 73 e çıktı. Sanırım en az 60 ı R1150GS, gerisi karışık olmak üzere 1200-650 GS ler, 1 Goldwıng, 2 H-D, 1 Duc, ve 1 V-Storm.
İki yorgun GS
Bu kırmızı kıyafetli olan da Kanada dan geldi. İlk kez karşılaşıyoruz. V-Storm burada başka dünyadan gelmiş gibi ilgi topluyor.
V strorm un kokpiti. Uzay mekiğini aratmayacak elektronik... Roadbook, 2 GPS, uydu radyosu, telsiz...
Kayıt: Aug 27, 2004 Mesajlar: 732 Nereden: istanbul
Tarih: 26.09.2004 - 11:27 Mesaj konusu:
Tebrikler DD. Gezi yazıların tam anlamıyla birer seyahatname. Eyliya Çelebi bu günlere yetişebilseydi hasetinden çatlardı.
Şaka bir yana, bu kadar özenle yazılıp güzel fotoğraflarla süslenmiş, ilgili linkler iliştirilmiş yazılara hiç rastlayamıyorum. Allah sık sık seyahat nasip eder sana inşallah. Biz de seninle beraber gezmiş oluruz.
Kayıt: Jul 25, 2003 Mesajlar: 6686 Nereden: New York
Tarih: 29.09.2004 - 07:51 Mesaj konusu:
2004 Maine hatirati kisim VII...
“Ates günü”
Kampimizi kurup çene çalmaya giristik eski ve yeni dostlarla...kimisi hala gelmeye devam ediyordu...
Bu DoctorIt motorunun arkasina “Cromag or Bust” yazmis, yani “ne bahasina olursa olsun kampa ulasacagim” anlaminda bir laf.
Uzaktaki mavi ceketli benim iyi bir arkadasim Tribeless.
O gün 600 mil sürüp geldiler. Ortada görülen çali çirpi agaç vs. yigini ise “bonfire” için hazirlanmis...
Bu da bir dostum, “Nachtflug” un motor dekorasyonu. Yeni bitirdigi turdan toplaldigi çikartmalar...
Kamp partisinin merkezi olan alan... Bahçe söminesinin arkasindan bir poz,
Bu da önünden...O kütüklerin çapi 15-20cm, yaydiklari sicaklik nefis...
Önünde yayilip bira ve sohbet harika ama o ates yarin basima hiç aklima gelmeyen bir is açacak ki sormayin...
Yemek hazirlikari...ev sahibesi ve hindilerin pistigi kazanlar...
Altta da et!...
Benim gibi bir vegetaryen için dehset manzaralari... Allahtan benim için sebzeli lazanya yapmislardi
Iste bu olayin kahramanlari Cromag ve kiz arkadasi GSGirl...
Iste bu da meshur “bonfire” o gün çekilen uydu fotograflarindan görünmüs ve küresel isinmaya katkisi bulunmustur saniyorum...
Ön plandaki Cromag...
Üstteki resimde arkadaki insanlara bakip olayin ölçegini tahmin edebilirsiniz...
Ve yine tahmin edersiniz o gece oldukça geç yattik...sebebi çadirin yerini bulamamak gibi yorumlar istemiyorum ona göre...
Aslinda sabah uyandigimda “ben kimim burada ne isim var” sorularina yanit bulmak için bir süre oyalandigimi hatirliyorum.
Bu günkü “GS Tour” a katilacak olan grup erkenden yatmisti...
Sabahin köründe bizim gibi cadde motorcularini ayaga dikti yaklasik 60tane R1150GS ve birkaç KTM. Buna terör derler...
Neyse onlar gittiler kamp bize kaldi. Bu alttaki fotograflar onlarin o günkü maceralarindan...
Canim yollar çuvala girdi sanki...peh...
Kendime not...”git bir GS al”
Neyse...bahsetmeyi unuttugum bir aksilik vardi o sabah. Deyzi fena halde hastalanmisti, tabii ki gida zehirlenmesi
Çok ciddi degildi Allahtan, üstelik benim gözlerimde de garip bir yanma vardi, sanki sabun kaçmis gibi...
Deyziyi yatirdim, ben de makineyi alip kampta yürüyüse çiktim.
Ormanin serinligi ve yüzüme çarptigim soguk dere suyu gözümdeki yanmaya iyi gelince jeton düstü...
Evvelki gece atesin önünde çok fazla kalmistim ve isi isinlari ayni kaynak isigi gibi gözümü “almis”ti.
Islak mendille soguk kompres yapip ben de bir süre yatmak zorunda kaldim...
Ögleye dogru ikimiz de iyiydik...Günlerden Cumartesi ve eve dönüs için 500mil ~ 800km yolumuz var. Bir haftadir yollardayiz, Pazartesi is günü...hmmm...
O gece kampta kalmayip yola koyulmayi ve gece yari yolda bir yerde kalarak Pazar ögleden sonra Manhattan a varmaya karar verdik.
Kampta kalanlarla vedalasip yola koyulduk...
Eee ne demisler “Türke durmak yarasmaz Türk önde Türk ileri !”...
Allahtan hava nefis....Vermont a girer girmez su benim diner lardan birini görüp hemen daliyoruz...açliktan ölüyorum..
Diner in içinden, aynada biz...
Diner da bir de Würlitzer jukebox var. Hemen bir 25 kurus atip Dean Martin den birseyler seçtim...
Fotografta görülen her masadaki plak seçme istasyonu. Gerçek bir Amerikan klasigi...
Sonra yaklasik 400km yapip bir yol kenari motelde yattik, yine soguk kompres yapmak zorunda kaldim gözüme...
Sabah uyandigimizda sis basmisti ve yola koyulduk. Istikamet ev !
Kayıt: Jun 17, 2004 Mesajlar: 920 Nereden: Sivas-Bodrum-Ankara-İstanbul
Tarih: 29.09.2004 - 10:57 Mesaj konusu:
Hiç bir gezi beni bu kadar kıskandırmamıştı. Ellerine sağlık !.. Umarım bir gün beraber kamp yapmak mümkün olur DD. _________________ Time is BAD, Check your BACK !..
CBR600f Stunt Machine