Bir gece önce gelen sürpriz bir telefonla, hiç planlamadığım bir gezi için apar topar hazırlanıp düştüm yollara...
İlk molamı 190 km sonra Tekirdağ girişinde verdim. Havanın yağmurlu olacağını dinlediğim için tedbirli çıktım
ama aksine günlük güneşlikti. Bu da benim kuşanımlar içinde sıkılmama sebep oldu.
İlk molada hemen dökündüm ve bir soluklandım...
Parçalı bulutlu muhteşem bir havanın keyfini süre süre, çevreyi seyrede seyrede çam ağaçlarının
arasında dinlenirken, midenin suyunu almayı da ihmal etmedik. Temiz hava iştah açıyor...
Sonraki resim çekme molasını Gelibolu girişinde verdim. Hava giderek daha da güzelleşiyordu.
Hem yolda olmak, hem de yeni aldığım kameramı deneme fırsatı bulmak bende çifte mutluluklara sebep oluyor...
Son derece keyifli bir yolculuktan sonra arkadaşlarımın kamp alanına ulaştım ve
hemen üzerimdeki fazlalıkları motosikletin üzerine boşalttım. Oh be... Dünya varmış...
Tekirdağ’dan geçilir de köfte alınmaz mı?.. Hemen mangala müracaat ve köfteler, salatalar vs anında görüntü...
Ve; özlenen, beklenen manzara... Sofradayız... Hava, iştah, sofra ve emekli dostlar, hepsi şahane...
Yemekten sonra ya 40 adım atmalı, ya sırt üstü yatmalı... Ben 40 adımı tercih edip çevreyi görüntelemeye başladım...
Gerek orman alanı, gerek kampçılık için alt yapısı harika bir yer, denizi de başka güzel...
Hemen Kabatepe limanının yanında yer alan çok geniş bir alan, denizi nefis bir kum ve sahili çok uzun...
Havanın lodos esmesi denizi kabartmıştı, bu da dalgalarla oynamak için iyi bir fırsattı.
Kilo avantajımı kullanarak sahildeki kumlara derin izler bıraktım... Bastığım yerleri tanımak için...
Yemek sonrası yürüyüş olayını tamamlayıp, deniz ve kum sefasına daldık... Hayat güzel...
Suyun bol olduğu, sezon sonu olduğu için de insanın az olduğu bir yer... Keyfini çıkardık...
Sırt çantalarıyla ve otobüsle gelmelerine rağmen her türlü detayları düşünmüştü arkadaşlar.
Yemek için yaktığımız kamp ateşi 3 gün boyunca hiç sönmedi...
Kamp alanının çok geniş olması diğer konaklayanlarla aramızda uzak mesafeler bıraktığı için
kimsenin kimseyi rahatsız etmesi sorun olmadı, kafamıza göre takıldık...
İkinci günün sabahı daha sakin ve zinde bir kafayla çevrenin resimleme işine başladım... Her yer çok güzel...
Ormanın içinden gelen huzurlu bir derenin sakin akışı, kıyıda kumların arasında son buluyordu.
Parçalı bulutlu hava resim çekmek için ideal görüntülerle dopdolu...
Bir grup emekli arkadaşın, kısa ama dolu kamp kaçamağı... Emeklilik dediğin böyle olmalı zaten...
İstanbul gibi devasa bir kentin 4 saatlik yakınında böyle muhteşem bir yerin olması çok güzel bir nimet...
Her zaman gelinecek bir yer, hem yakınlık, hem fiyatlar açısından...
Balıkçı teknelerinin sabahın çok erken saatte ava çıkmaları ve sonra da limanda ağlarını serip kurutmaları
çok güzel kareler oluşturdu. Biraz sanat yapalım dedik...
Dönüş için bilet rezervasyonu yapmaya Eceabat’a gittik minibüsle... Güzel bir yemek yiyip orada da denize girdik.
Yarımada’nın öteki tarafı olduğu için deniz daha sakindi...
Çanakkale boğazının kıyısında bir demli çayın, kimbilir kaç yıl sürecek anısı kalır insanda...
Bu suyun güzelliği ve berraklığının yanında o kadar yoğun bir gemi trafiğinin de olduğunu düşünürseniz,
nasıl böyle temiz kaldığını anlamakda da zorluk çekersiniz... Memleketimin güzellikleri işte... Bir güzel çelişki...
Bir güzel günün sonunda daha güneşi başka ufuklarda doğması için yolcu ediyoruz.
Böyle ortamlarda insan hiç gün bitmesin, güneş gitmesin istiyor...
Güneş ağır ağır Gökçeada arkasına doğru saklanırken, gecenin sessizliğine birer ışık olacak yıldızlar da kendini göstermeye başlıyor...
Geceye hazırlık, güneşin son ışıklarını izlemekle başlıyor... Bu kadar çok yıldızı şehirde göremiyoruz doğrusu...
Muhteşem bir yıldız kümesi altında kamp ateşimizin başında çoktan yarısını geçtiğimiz hayatlarımızın
muhasebesini yapıyoruz kafamızda, herkes suskun... Derin düşünce hali...
Ve beklenen yağmur o gece düşüyor. Gündüzün muhteşem güzelliğine inat, kara bulutlar ve
tıpır tıpır brandaya çarpan yağmur taneleri... Mis gibi çam ve toprak kokusu sarıyor ortalığı...
Bütün gece durmadan sabit bir tempoyla yağıyor. Bir yağmur bu kadar güzel olabilir, insanın yüreğine düşürüyor damlalarını...
Ve dönüş zamanı, her güzel şeyin bir sonu var, ama mutlu son... Ben yollara, onlar otobüse...
Kimin daha şanslı olduğunu siz daha iyi bilirsiniz... Yollarda olmak ama özgürce, yani motosikletinle...
Keşan çıkışında bir küçük beslenme molası ve yine yollarda olmak... Upuzun, temiz ve sakin bir güzergah üzerinde...
Adım adım hissetmek yalnızlığı... Yolları kat etmek, güzellikleri harcamadan sindire sindire her kilometresini...
Önemli olan; içinde gitmek arzusuna uyup yollara düşmek, ne zaman, nerede olursa olsun... Varmak değil, gitmek...
Her zaman yollarda olmak dileğiyle kalın sağlıcakla... _________________
vallahiHULK, abi çok güzel bir gezi olmuş vallahi resimlere baktıkça benimde öyle yerlere gidesim geliyor inşallah birgün bütün M.D İle Gideriz Bu güzellikleri bizimle paylaştığınız için tşk ederim
En kısa zamanda bende emekli olmak istiyorum HULK, ağabey çok güzel kareler, teşekkürler. _________________ Genel görelelik yasasının özü büyük fotoğrafı önceden görmektir...
"Meister"
Kayıt: Apr 30, 2007 Mesajlar: 2020 Nereden: Çanakkale
Tarih: 10.09.2007 - 18:15 Mesaj konusu:
HULK, güzel memleketimin güzel karelerini yakalamışsınız
ayak izlerinizin hiiç silinmemesini hatta alışkanlık yapıp süreklilik kazanmasını dilerim ve bi dahaki gelişte bi bardak çayda bizden olsun lütfen _________________ nofeaRR*pınaRR*hondaRR*pınişk*
pın isk
Im still afraid, but Im stronger than my fear
pinar@motordelisi.com
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız