Seferden yeni geldim. Bu sefer bir öncekinden de olaylı geçti. Zaten her sefer bir öncekinden olaylı geçiyor. Bu şirketle olaysız bir tane seferim olmadı. Hep bıçak sırtında gidip geliyoruz.
Bu topicte 36 tane resim, 3 tane video ve bolca anlatım bulacaksınız. Resmi olmayan küçük hikayeler de ekledim aşağıya. İlgilenen arkadaşlar var, önceki topiclerden biliyorum. Okumaktan sıkılanlar sadece resimlere bakıp geçsin.
Kendi resmim yine yok maalesef. Ama daha önemlisi videoya çektirdim kendimi kullanırken. Resimden daha değerli sonuçta.
Diğer topiclerimi kaçırmış olan arkadaşlar için sırasıyla linkler;
Evet... Ufak ufak başlayalım.
Sefer ilk gününden olaylı başladı. Aşağıda ilk resimde polis arabalarını görüyorsunuz.
Olayı kısaca özetliyim. Yer Toronto, yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Ben diğer şoförle patronun oğlunu truck stoplardan birinde bekliyordum. Bunları orada karşıladım. O arada adamın biri patronun oğluyla tartışmaya başladı. Truck stopta herkes bunları susturmaya çalıştı filan. Sonra adam yokoldu gitti. Bu adam bunların eski şoförüymüş, araları bozuk ayrılmışlar (şaşırmadım doğrusu), falan da filan... Bunların tartışmasından en fazla 5 dak. sonra 3 tane polis arabası bizim yanımızda bitti. Ayrıntılı bir soruşturma filan.
Arabalar güzeldi. İçlerinde laptoplar filan. Aldıkları bilgileri sisteme girdiler hemen ve merkezle bağlantıya geçtiler. Herşey kayda geçildi orada.
Polisler beni yolladıkları sırada tam kamyona binerken bi tane foto patlattım çaktırmadan. Oradaki iki arabadan başka bir tane daha vardı, resme sığmamış;
O gece yola çıkamayınca sabah çıkıldı. Parkı terketmeden 5 dak. önce çekilmiş bir fotoğraf.
Resimde sağdaki TIR, firmanın diğer TIR'ı. Onu patron kullanıyor hep. Seferlerimden birinde onu bize vermişti ama.
Yola çıkmadan patronun TIR'ı bir daha çekiyim dedim. Maksat fotoğraflarda çeşit olsun. Yoksa beğenmediğim bir model.
Trailerı drop etmiş bizim patron. Bağlı değil dikkat ederseniz;
O gün inanılmaz bir şekilde yağmur yağıyordu. Görüşü etkileyecek derecede. Haliyle takip mesafesini uzattım. Ve ilginçtir ki 8 günlük seferim boyunca Kanada'nın neredeyse her yerinde yağmur yağıyordu. 4,000 km. batıya gittiğimizde de aynen devam etti. Sadece son 2 günde yağmur durdu.
Resmi çekme amacım hem yağmuru görmeniz, hem de Z4 Coupe'yi yakalamaktı. Bu BMW, araba yapmayı gerçekten biliyor. İşte BMW'nin sınıfında tek olan Z4 Coupesi;
Bu aşağıdaki resimde çok bi b.. anlaşılmıyor. Zaten çekme amacım arkadaki arabayı çekmekti. Farlarını gördüğünüz araba beni 3 saat boyunca takip etti. Kıllanmadım değil. Ne kadar ucuzundan mal taşısanız tamamiyle dolu trailer yarım milyon dolardan fazla bir değerde oluyor. TIR hırsızlığı yaygın olmasa da arada bir olan bir şey Kuzey Amerika'da.
Hızlanıyordum, adam da hızlanıyordu. Yavaşlıyorum, herkes solluyor, bu adam arkamdan bir türlü çekilmiyor. Aramıza araba giriyordu, o arabayı sollayıp tekrar arkama geliyordu adam. Neyseki 3 saat sonra filan adam bir yere döndü. TIR'ları seven biri olsa gerek dicem, burada adım başı TIR var zaten, niye bir tanesinin peşine takılsın. Garip bir olaydı bu da işte...
Yağmurun şiddetini görebilmeniz amacıyla bir de video çektim benim rezalet ötesi Amerikan telefonla. O sırada Toronto'dan ayrılmış kuzeye çıkıyoruz. Doğal olarak hava gittikçe soğuyor. Videoda her yerin polis kaynadığından bahsediyor benim yardımcı şoför. Pazartesi de tatil olduğu için ve uzun haftasonu tatili olduğu için normalden fazla polis vardı yollarda.
En sonunda beni görebileceğiniz bir video. slowokan iş başında.
Yardımcı şoförüme video çekme amacımı anlatıyorum. 20. saniyede filan araç 100 km/h'ye ulaştıktan sonra cruise'a alıyorum.
Kuzeye gittikçe yollarda moose tehlikesi artıyor. Moose buraya özgü bir tür geyik. İnek boyutlarında ama geyik gibi çevik. İşte aşağıda bir tane resim.
Dediğim gibi o gün aşırı derecede yağmur yağıyordu. Ontario'da bu hayvanlardan çok var. Ontario çok büyük olduğu için burayı geçmemiz 1 gün sürüyor. Günün hangi saati çıkarsak çıkalım gece sürüşü illaki oluyor. O yüzden ben hava kararmaya yaklaştığında dua etmeye başlamıştım yağmurun durması için. Yağmur altında gece sürüşünde bu hayvanların yola atladığını düşünemiyorum çünkü. Gerçi yağışta ortalıkta pek gözükmezmiş bunlar ama yine de korku işte. Yazın geceleri çok var yollarda bunlardan. Çarptığınızda aracın ne hale gelebileceğini tahmin edin artık.
Allah'tan hava karardığında yağmur durdu ve yollar kurudu biz kuzeye çıktıkça.
Gecenin 12:00'si miydi neydi. Direksiyonda ben vardım, benim yardımcı şoför arkada mışıl mışıl uyuyordu. 90 km/h'ye sabitlemiş gidiyorum. Yolun sol tarafında bu mooselardan bir tanesini gördüm. Sol taraftaki hendekte duruyordu. Yol gidiş geliş birer şerit. Sollamalı yol yani. Ama yollar bomboştu o gece. Ben hayvanı görünce yapıştım direksiyona. Çünkü bu hayvanlar aracı görünce önüne bile bile atladığı oluyor. Ve aynen öyle oldu. Ben yaklaşana kadar yerinde duran hayvan 50 m. filan kala tam sağ şeride önüme atladı koca cüssesiyle. Ne kadar da çevik. İneğin geyik kadar hızlı olduğunu düşünün işte. Ben bir anda frene asıldım. 1 sn. filan geçmişti ki baktım hayvan karşı tarafa devam etmiyor, benim şeridin ortasında durmuş, çarpmamı bekliyor... Frenden ayağımı hafifçe çekip direksiyonu sola kıvırıp karşı şeride geçtim. Hızım ancak 70 km/h'e düşmüştür belki. O sırada hayvan kafayı arkaya doğru çevirmiş bana doğru bakıyordu. Gözgöze geldik hayvanla. Benim uzunlardan dolayı kör olmuştur hayvan orası ayrı konu...
Ama aracın sağ tarafı hayvanın kıçını resmen yaladı. Hatta trailer belki dokunmuştur bile ama ben hissetmedim bir şey. Hemen benim yardımcı şoför ayaklandı tabii. Bir yere giriyoruz zannetti doğal olarak. Soğuk terler boşanmıştır çocuktan eminim. Ucuz kurtardık daha ilk günden...
Bizim şirketin antikalıklarından biri daha...
Akşamın 10:30'u gibi Melfort'a geliyoruz. Yakıt almamız lazım. Şirketin klasik hareketlerinden biri... Yakıt için elektronik kartımıza önceden yüklenmiş olması gereken para hazır değil. Sebebini açıklamıyorlar. Tek bir sebep olabilir ama. Paraları yok.
O gece bu fotografı çektiğim ESSO truck stopta sabahlıyoruz. Yatmadan önce girip restauranta hamburger ve patates kızartması yiyorum. Truck stoplarda Hamburger & Kızartma kombinasyonu çok güzel oluyor. Bir kere yeseniz McDonalds'a filan uğramazsınız bir daha.
Resim 10:30 civarında çekildi. Kuzey bölgelerde olduğumuz için hava oldukça geç kararıyor. Tamamen kararması 11:30'u buluyor. Sabah da 3:30 oldu mu hava aydınlanmaya başlıyor. Sadece 4 saat karanlık yani. İlginç yerler buralar;
Sabah oldu, uyandım. İki kişi birden yattığımız zamanlarda ben yukarıda yatıyorum. Benim Afrika'lı yardımcı şoför sıcağı çok seviyor. Kaloriferi öyle bir açıyorki, içeride hiçbir canlı yaşayamaz... Adam bi de uzun kollu bişeyler giyip kafasına kadar yorganı çekiyor. Ben yukarıda yattığım icin yukarıdaki tüm pencereleri açıyorum. Dışarısı 7 derece filan ama yine de içerideki sıcağı kıramıyor. Kısa kollu yatıp üstüme bir şey örtmememe rağmen sabah kan ter içinde kalkıyorum. Eeeee adam Afrika'dan, seviyo sıcağı.
Gece yatarken yanımıza bir TIR yanaşmış. Sabah kalktığımda penceremden çektiğim bir fotoğraf;
ESSO truck stopun tabelayı alalım bir de. 129'u okuyabiliyor musunuz? Litresi 129 cent anlamına geliyor. Yakıt fiyatları almış başını gidiyor. Sizin için pek bir şey ifade etmeyebilir ama fiyatlar burası için inanılmaz derecede arttı. Son 3 ayda 1 dolardan 1.3 dolara çıktı. Türkiye'de bile %30'luk artış görülmüş şey değil. TIR sahipleri kan ağlıyor.
Bir de diğer açıdan alalım. Yolun karşı tarafında başka bir truck stop daha var. Binanın tepesine bir de çekici kondurmuşlar;
Hala ESSO truck stopta bekliyoruz. Öğlen 1:00'de mi ne ayrıldık oradan. Kaybolan vakti hesap edin artık. Firmanın yakıt alacak parası yok.
Bizim döküntüden bir foto daha. Aslında güzel araç ama çok bakımsız çoookkk;
Beklemekten ne yapacağımızı şaşırmıştık artık. Truck stopun çöplerini almaya gelen bir kamyonu videoya kaydettim. Kuzey Amerika'daki şu çöp toplama sistemini hep sevmişimdir. Adamların her şeyi geniş, imkan var. Avrupa'da bu aracın girebileceği sokak bulmak imkansız;
İlk malı bıraktığımız yerden bir fotoğraf. Yine çok güzel bir çiftlik. Makina teslim ettik bu adamlara.
Buraya gelirken yolun bazı yerleri fazlasıyla bozuktu. Bir yerde "Yavaşla" levhası koymuşlar. Ama çok geç koymuşlar be kardeşim. Levhayı görüp frene bastım, hızım 90'dan 70'e mi inmişti ne, LAAAAANNNKKK diye bir girdik enlemesine olan bir oluğa. Aracın aksları nasıl sağlam kaldı ben de hayret ediyorum. İşin kötüsü hiçbir malı da boşaltmamıştık, trailer tamamen doluydu.
Çiftliğe ulaştığımızda gördük ki çekicinin iki stop lambası da kablolarıyla aşağıya sarkıyor. Bağlantı yerlerinden kırılmışlar. Soketlerinden çıkarıp içeriye aldık. Arkamızda trailer olduğu için kontrol noktalarında başımız arımayacaktı Allah'tan.
İkinci malı bıraktığımız yerden bir fotoğraf. Çok güzel bir tatil köyü yapıyorlardı. Yaza yetiştirmeye çalışıyorlar herhalde. Burada yazlar adam gibi Temmuz'da başlıyor.
İnşaat malzemesi bıraktık buraya;
Aynı yerden başka bir fotoğraf. Soldaki pickup buranın en çok satan modeli Ford F-150. Sağdaki de 2007'de yılın pickupı seçildi. Chevy Silverado.
Bölge fazlasıyla genişti. Yukarıdaki yeni yapılan yapının dışında önceden kurulmuş binalar da vardı. Uzakta gördüğünüz bina golf resorta ait.
Bu daracık yola geri geri yanaşmam epey vaktimi aldı. Yılan gibi kıvrımlı bir yol. Benim akıllı Afrika'lı da aklı sıra bana yardım edecek... Aynalarımı görecek şekilde duracağına trailerın arkasında duruyor. Ben zaten aynamdan trailerın yan duvarını görebiliyorum ancak. Bu zannediyor ki trailerın arkasına geçince ben onu görebilecem. Allah akıl fikir versin, bana da sabır versin diyorum.
İşin kötüsü o kadar uğraştık, ondan sonra bizi golf resortun oraya yolladılar. Boşaltma için yerleri yokmuş. Haspin Alllaaaaahhh....
Golf Resortun önüne geldik. Adamların bizi yönlendirmesini bekliyoruz. Bu resimdeki otoparkın diğer yanında da karavanlar için ayrılmış arazi vardı. Şu an tam karavan sezonu başlıyor. Orada 10 taneye yakın karavan konaklıyordu o sırada. Karavan dediklerim MTV'de ünlülerin kullandıklarından. Hani 200,000 $'dan 750,000 $'a kadarki olan kategoriden. İçlerinde duş filan da var. O kadar paraya olsun zaten bir zahmet.
Bizi aşağı tarafa aldılar. Boşaltma yapacağımız yer burası işte;
Boşaltma başladı. Sol tarafta benim Afrika'lı şoför çıkmış. O da boşaltmayı merakla izliyor.
Boşaltmada kullandıkları vinçli forklift mükemmel bir şeydi. Tam bizim işimizi gördü orada;
İşte ikinci adresimiz Flying J. Yine truck stopta bekleme muhabbeti. Galiba yine yakıt için bekliyorduk
Resimdeki double tanker Flying J'in kendi tankeri. Depolara boşaltma yapacaklardı herhalde. Burada tankerlerin neredeyse tamamı double. Double tanker şoförlüğünde acayip para var. Ama tabiiki tecrübe istiyorlar. En azından 5 sene olması lazım.
Flying J'in oturma salonundan bir fotoğraf. Televizyon seyredip vakit öldürüyoruz. Gerçi ben Sudoku oynuyordum o sırada. Benden başka bir de bu öndeki şoför vardı. O saatte herkes çalışıyor, biz oturuyoruz her zamanki gibi.
Bu da başka bir Flying J'in oturma salonundan çektiğim bir fotoğraf. Geç saatler olduğu için herkes TIR'ını parka, kendini de dinlenmeye çekmiş vaziyette;
Flying J'in oturma salonundan TIR parkı böyle gözüküyor işte;
Başka bir mal bıraktığımız yer. Çok geniş bir inşaat alanıydı.
Buraya girerken direksiyonda yardımcı şoförüm vardı. Ona kasket ve fosforlu yelek verdiler. Bende bu ekipmanlardan olmadığı için dışarı çıkmama izin vermediler. Türkler kural dinler mi... Tabiiki dışarı çıkmaya çalıştım. Dışarıda durmam sadece yarım dakika sürdü. Hemen uyarıyı aldım işçilerin birinden. İçeride otururken çektiğim bir fotoğraf;
Mal bıraktığımız başka bir yer. Şehir Edmonton. Toronto'nun 4,000 km. batısı.
Bu deponun girişi acayip dardı. Hatta depo da downtowndaydı. Depo büyük bir kongre binasının deposuydu. Gün içinde downtownda buraya gelene kadar epey dar dönüşler yapmak zorunda kaldık.
Çok büyük bir talihsizlikki depoya giderken benim Afrika'lı direksiyondaydı. Doğal olarak yanaşmayı o yaptı. Daha doğrusu yapamadı. Adam (hiç abartmıyorum) 1 saatten fazla uğraştı bu depoya girmek için. Deponun içerisinde ne varsa kırdı, döktü girerken. Adama yardım etmeye çalışıyorum, kendi bildiğini okuyor. Trailerin sol sinyalini kırdı, içerideki adamların forkliftine çarptı. Bunların hiçbirinden haberi bile yok ama. 1 saatin sonunda kamyondan indiğinde güvenlik zabıt tutmak için yanımıza geldiğinde anladı. Allah'tan binanın müdürü anlayışlıydı da ucuz kurtardı bizimki. Yoksa tüm kazandığını oraya bırakacaktı şapşal.
O gün güvenliğin zabıt tutmaya çalışması bizi seferin son gününde kurtaracaktı. Zabıt tutulması için güvenlik görevlisi bizden aracın dosyasını istediğinde gördükki bizim salak patron kendi TIR'ının sigorta kağıdını koymuş dosyaya. En önemli belge elimizde yok yani. Dönüş yolunda çok büyük bir problemle karşı karşıya kaldığımızı o an anladık.
Her işte bir hayır vardır derler yaaa... Bu seferde tam bunu yaşadık işte. Topicin en aşağısında anlatacağım, seferin en son olayında ne dediğimi anlayacaksınız.
Edmonton'da başka bir mal bırakmaya gidiyoruz. Edmonton, Kanada'nın en çok petrolünün çıktığı yer. Adım başı petrol üssü var şehrin ortasında. Herkes petrolle uğraşıyor burada. En kıytırık işçi bile ayda en azından 4,500-5,000 $'ı cebine koyuyormuş duyduğuma göre. Kalifiye olanlar 10,000'ler civarında dolanıyor. İyi para.
Mal bırakacağımız petrol üslerinden biri. Kırmızı-beyaz bacaya dikkat;
Üsse geldik. Kırmızı-beyaz baca orada dikkat ederseniz.
Girişte aracı manyetik cihazla arıyorlar, trailerın içine bakıyorlar. Eğer trailer değil de tanker çekiyorsanız, tanktan sıvı örneği alıp onu inceliyorlar. Elli bin tane formalite yani. Profesyonel gözükecekler ya...
İçeriye araç kontrolü için giriyoruz. Her yer pompa ve boru dolu. Ortam aşırı derecede zehirli aslında.
Yeri gelmişken size çok büyük bir şerefsizlik anlatayım;
Güvenlik gereği içeriye sakallı kimseyi almıyorlarmış. Herkes sinek kaydı olmak zorundaymış. Gaz maskesi takıldığında hijyen açısından mıymış neymiş. Sinirlendiğim için sebebini bile dinlemedim o sırada.
Yardımcı şoförümde de bende de sakal vardı o gün. İkimizi de yanımıza eskort vermek için beklettiler. Ama söyledikleri eskort bir türlü gelemedi. En sonunda o gün TIR için kullandıkları eskortun orada olmadığını söylediler. O arada başka kişiler de giriyor çıkıyor tabii güvenliğe. Bir Kanada'lı takıldı aynı bizim gibi sakaldan dolayı. Ama çocuğunki şekil sakal. Top sakal vardı. Yine de kural gereği alamayız dedi güvenlik. Bize o arada sordular:"Jilet verebiliriz, traş olmak isterseniz içeriye geçin." Ben sert bir şekilde:"Hayır." dedim. Güvenlik biraz kıl oldu tabii bana. Ben askerde bile makinayla traş olmuşum. Ömrümde jilet kullandığım sayılıdır. Elin Kanada'lısı için mi kullanacam jilet. İnadım inat olmadım traş.
Afrika'lı yardımcı şoförüm de makina kullanırmış ama o fazla problem etmedi ve traş oldu. Daha sonra TIR'la gitti malın boşaltmasını yaptı.
Şimdi buraya kadar her şey normal gözüküyor. Adamların belli kuralları var, onları uyguluyorlar, kabul ediyorum.
Terslik nerede bakın şimdi. Hepinizin tepesi atacak...
O Kanada'lı top sakallı çocuk var ya... Güvenlik görevlisi şefine bir telefon açtı, durumu bildirdi. Telefon görüşmesinden sonra çocuğa döndü ve "Sizin için durum değişti. Siz içeriye geçebilirsiniz." Ve o çocuk traş olmadan içeriye girdi. Şerefsiz herifler diyorum başka bir şey demiyorum. Adamların kendi çöplüğü, bize b.. yemek düşer orada, başka bir şey değil...
Edmonton'dan Toronto'ya taşıyacağımız ilk parça mal için geldiğimiz deponun sokağı. İki tane büyük makina alacaktık.
Edmonton'dan alacağımız ikinci parça malın yükleneceği depodan bir fotoğraf. İçerisi TIR için oldukça dardı. Allah'tan direksiyonda ben vardım bu defa. Neredeyse 15 dak. cebelleştim ama yanaşmak için.
Benim aklı havada yardımcı şoförüm tanesi 200 $ olan yük sabitleme barlarından 3 tanesini orada unuttu. Yükleme sırasında dışarıya çıkarmış. Geriye koymayı unutmuş. Cheesecake alacağımız başka bir depoya 35 km. uzağa gittiğimizde farketti. Bir daha geriye geldik aynı yolu ama mesai bitmişti, alamadık. Şu an bizim 600 $ değerindeki loadbarlar 4,000 km. uzakta Edmonton'da duruyor. Cebinden ödeyecek bizimki herhalde, bilmiyorum.
Adam herşeyi unutuyor zaten. Arada park frenlerini çekmeden TIR'dan indiği bile oluyor... Düşünün yani. Kaç defa ben çektim araç kaymadan önce.
Boş varilleri yüklemişiz, cheesecakeleri almaya gidiyoruz. Yol çalışmasından dolayı bu kısımda şeritler TIR için fazlasıyla dardı. Durmamın sebebi darlıktan değil, sağ şeritte duran mavi şeritli GTS SRT-10'u çekebilmek. İş çıkış saati olduğundan trafik birazcık yoğun. Ama 35 km.'lik mesafeyi yarım saatte aldık şehir trafiğinde. Buranın trafiği bu kadar oluyor ancak;
Cheesecakelerin yüklendiği depodan fotoğraf yok maalesef. Cheesecakeleri yükledikten sonra depoyu fullemek için (inanamıyorum bizim firma depoyu fulletiyor) Flying J'e gelmişiz. O sırada Flying J'in TIR'ının yanına parketmiş iki tane Harley'i yakaladım hemen. Burada sezon yeni açıldı. Goldwing'ler ve Harley'ler çıkmaya başladı yollara.
Resimdeki siyah Volvo piyasada herkesin ağzının sularının aktığı bir model. Markanın top modeli. O adam benim yerimi kapmıştı o gün. Ben geri geri girmek için aracı öne çekmiştim ki iki arada bir derede giriverdi oraya. Canı sağolsun. Adamın TIR'ı Volvo, kredisi yüksek.
Arkada cheesecakeler, depo fullenmiş, ödemeyi yapmak için içeriye geçmeden önce TIR'ı pompanın önüne çekmişim arkamda bekleyen şoförün pompaya yanaşması için. Buradaki sistem bu zaten. Depoyu dolduran aracı öne ilerletip öyle geçiyor içeriye.
4,000 km.'lik dönüş yoluna çıkmadan yarım saat önce çekilmiş bir fotoğraf;
Dönüş yolundaki az sayıda fotoğraftan bir tanesi.
Gece kamyonun camından truck stoplardan birini terkederken çektiğim bir fotoğraf;
Yollarda sadece TIR şoförlerinin değil aynı zamanda herkesin sebeplenebileceği dinlenme alanları var. Bu binada sadece tuvaletler ve lavabolar var. Dışarıda Pepsi makinası ve telefonlar da var. Ve de bolca çöp kutusu;
Aynı alandan bir fotoğraf daha. TIR şoförleri bu alanları genelde uyumak için kullanıyor. Biz patrona telefon açmak için durmuştuk. Sağdan ikinci TIR, bizimkisi. Sol taraftaki TIR'lardan birisi 5 tane tekne taşıyor;
Araç en sonunda tamirciye düştü. E normaldi zaten bu kadar döküntülükle. Sebep reefer'ın bozulması. Reefer, donduruculu trailer anlamına geliyor. Edmonton'dan cheesecakeleri yüklemiştik. Toronto'ya kadar reeferın açık kalması gerekiyordu. Normalde sistem termostatlı ve otomatik olarak kendini kapatıp açıyor. Ama bizim reeferın termostatı bozuk olduğu için direksiyon değişimlerinde durduğumuzda biz kapatıp açıyorduk.
Gecenin 3:30'u muydu neydi. Direksiyona arkadaş geçecekti. Ben yatmadan önce reeferı çalıştırmak için araçtan indim. Start switchini kaldırmamla PAAATTT diye bir ses. Aynen silah patlaması gibi. Bu kadar yüksek bir sesi bir tek askerde Kalaşnikov'la atış yaparken duydum. Kulaklarım 3 dak. boyunca çınladı.
Daha sonra baktık ki reeferın aküsü sizlere ömür. Firmanın ekipmanlarında neye elimizi atsak dökülüyor. Öyle büyük bir patlamaydı ki kontrol kutusunun metal kapağını yamultmuş. Zaten o kapağın olmadığını düşünmek bile istemiyorum. İçeride aküden eser kalmamıştı.
Akü suyunun ne kadar zehirli ve asitli olduğunu bilirdim ama o gün daha da iyi anladım. Daha doğrusu ertesi gün. O gece üstüme sıçramış olmalı ki ertesi gün benim t-shirt eleğe döndü.
O saatte patronu da arayamadık tabii. Arkada yarım trailer dolusu olmasına rağmen en azından 400,000 $ değerinde cheesecake var. Önümüzde de 1.5 günlük yol. Yaz da geldi sayılır buraya artık. Gündüzleri güneş çıkıyor yani. Reeferı çalıştırmadan Toronto'ya gitmek manyaklık.
Sabahın 5:30'u olduğunda hemen patrona bir telefon çaktık. Adamın verdiği cevap:"Keep coming back". "Gelmeye devam edin." yani. Adamdaki vurdumduymazlığa bakın yaaa... İyi tamam dedim yola devam ettik. Daha sonra baktık gün içinde güneş tepemizde babalar gibi yükselince "Yok arkadaş bu böyle olmayacak." dedik ve patrona bir daha telefon çaktık. Sonuçta yarım milyon doların sorumluluğu var yani. Adam, biz bir daha telefon çakınca durumun ne kadar vahim olduğunu anladı ve bizi Winnipeg'te bir tamirciye yolladı akünün değişmesi için. Akü kaç para tahmin edin... 30 $. Burada 30 $'a adama günahını vermezler. Nasıl oldu diyeceksiniz. Akü tabiiki ikinci el. Bizim patrondaki cimriliğe bakın. Yarım saat akünün şarj olmasını bekledik.
Aşağıdaki fotoğraf bekleme sırasında çektiğim bir fotoğraf. Sağdaki araç bizimkisi. Adamlar Hint'liydi. Çok da vahşi bir köpekleri vardı. Pek içerilerde dolanmamaya çalıştık.
Allah'tan akü çalıştı ve yolumuza devam ettik reeferı açıp.
Son resim de Toronto'ya 10 saat kala durduğumuz ESSO truck stoplardan birinden. Parlak jantlı Mustang hoşuma gitti, çektim resmini. O arada yandaki ATV de çıkmış fotoda;
Resimsiz bir iki hikaye daha anlatayım. İlgilenen arkadaşlar okur.
Dönüş yolundaydık. Arkadaş direksiyonda. Sola bir viraj alıyorduk ve tepe inişi başlangıcı. Hız sınırı 90 km/h. Ama otobüsler dahil kimsenin o inişi 90'la indiğini düşünmüyorum. Aşağıda bir tehlike yok çünkü. Benim Afrika'lı da 100'le döndü virajı tam inişe geçecektik (aşağıya 120'yle filan inecektik muhtemelen) ki virajı bitirip inişe başladığımız anda o da ne... Aşağısı polis kaynıyor. COPS!!! COPS!!! COPS!!!... Tam 4 tane polis arabası. Aşağısı bir sürü araba kaynıyor. Geleni geçeni çevirmişler. Bizimki hemen yapıştı frenlere, 90'a çekti hızını. Bir tanesi aleti bize doğrultmuştu bile ama yakalayamadı. Ucuz kurtardı benim şoför. Yiyecekti cezayı döner ayak.
Ondan sonra 2 km. uzaklaşana kadar selektörle, daha da uzaklaşınca telsizden tüm kamyoncuları uyardık. Telsizi polislere yakın kullanınca ne olacağını tahmin ediyorsunuzdur sanırım. Tüm yaptığınız uyarıları aynen polis de dinliyor. Al başına belayı...
Seferin en bomba ve en son olayına gelelim. Nasıl patlamadan kurtulduk hala inanamıyorum.
Tüm Kuzey Amerika'da TIR'lar için bir sürü kontrol noktası var. Bu kontrol noktalarından geçerken 10 km/h hızla tartının üstünden geçmek zorundayız. Elektronik tartı, her aksın ağırlığını kontrol ederken müfettişler de bir yandan aracı baştan aşağı süzüyorlar. Ve isterlerse bazı araçları kenara çekip belgelerini veya mekanik aksamını kontrol edebiliyorlar.
Toronto'ya 5 saat yolumuz kalmıştı. Günlerden Pazar. Haftasonları kontrol noktalarının bir çoğu kapalı oluyor. Aracımızda bir sürü eksik olduğunu biliyoruz. Pazar olduğu için şanslıyız. Gerçekten de 2 günlük dönüş yolu boyunca tüm kontrol noktaları kapalıydı. Taaaki son 5 saate kadar.
Ben arkada uyuyordum. Öğlen saatleri. Araç bir anda yavaşladı ve durdu. Ben truck stoplardan birine geldiğimizi düşünüp lavaboya gitmek için kalkmaya hazırlanıyordum ki yardımcı şoförümün birisiyle konuştuğunu anladım. Hemen anladımki kontrol noktasında bizim aracı durdurmuşlar. Aha dedim b.ku yedik. Aracın sigorta kağıdı eksik ve aracın üstünde sürüsüne bereket eksik var. Ben hemen devrildim yatağa uyku numarasına... Müfettişi dinliyorum bir yandan. Bizimkine tek şoför olup olmadığını sordu. Bizimki "Takım" dedi. Müfettiş:"Diğer şoförü görebilir miyim" diyip aracın içine eğilerek benim orada olup olmadığımı kontrol etti. Ben tabii uyku numarasındayım...
Daha sonra fren testine geçti adam. Dedimki:"Biz bugün buradan çıkarsak efsane yazarız."%100 eminim, aracın frenleri ayarsız. Ve kontrol sonucunda tractorde 2 lastikte, trailerda 1 lastikte ayarsız frenler çıktı. Bir fren bile ayarsız olsa frenler ayarlanana kadar araç orada bağlanıyor. Teknisyenin gelip ayarlama yapması lazım. Frenlerin ayarsız olması şu anlama geliyor:Fren yaptığınızda 10 tekerleğin tümüne eşit güçte fren uygulanmıyor. Sebebi balataların aşınmış olması. Hatta bazıları hiç dokunmuyor, doğal olarak fren yapmıyor. Bizimkiler o derece kötü değilmiş ama kritik bölgeye yaklaşmış.
Adam kornaya, farlara, hava tanklarına filan bakıyor. Baktıkça cezalar birikiyor diye düşünüyoruz biz tabii. En son olarak da aracın dosyasını istedi. Ben hala arkada yatıyorum. Hiç çıkmadım piyasaya... Benim şoför sigorta kağıdını araçta bırakıp dosyayı aldı gitti. Belki sigortayı hiç sormazlar ümidiyle. Ve ne oldu tahmin edin... En önemli belge olan sigortayı sorgulamamışlar bile. Eğerki sorsalardı bulamadım diyecekti zaten bizim şoför. Başka bir aracın sigortasını göstermek düpedüz intahar olurdu.
Ve biz o gün o kontrol noktasını araç bağlanmadan ve hiçbir ceza yemeden terkettik. Hala inanamıyorum. Araçtaki en önemli kontrol olan frenlerimiz ayarsız, dosyadaki en önemli belge olan sigortamız yok. Ve biz oradan hiç hasarsız kurtulduk. Çok şanslıydık çoookkk... Idrissa iyiki adamların forkliftine çarpmış Edmonton'da. Yoksa biz o dosyayı o şekilde müfettişe verecektik içindeki sigortadan haberimiz olmadan. Tam patlama olacaktı o zaman. Cezanın büyüklüğünden bahsediyim. Her gün doldurduğumuz kontrol kağıdı var. Yanlış veya hileli doldurmanın cezası 390 $. 7 gün boyunca yoldaydık. 7 kere 390=2,730 $ eder. Eksik belgeyle araç kullanmanın cezası kaç bin dolar onu bilmiyorum. Bir de sürücü kayıtlarına işlenecek notlar var. 3 sene boyunca kayıtlarda kalıyor ve tüm iş başvurularınızı etkiliyor. Acayip ucuz kurtardık diyeyim ben size.
Ama Idrissa'nın kayıtlarında 3 sene boyunca ayarsız frenle araç kullanmak gözükecek maalesef. Firmanın vurdumduymazlığı çocuğa patladı. Yazık...
İşte bir sefer daha bol olaylı şekilde geçti. İnşallah hikayelerden sıkılan olmamıştır. Detay isteyen arkadaşlar olmuştu, o yüzden uzun uzun anlatmak istedim.
Bir dahaki sefere sağ kalırsak görüşmek üzere... _________________ R1 Hedef
Son seferinizi de büyük bir iştahla okudum, ama doymadım, elbette ki bir sonraki seferinizi sabırsızlıkla bekliyoruz.
Mesaj sayıma aldanmayın, yazmasam da siteyi ve özellikle sizin yazılarınızı ilk günden bu yana takip etmekteyim. Sayenizde farklı bir ülkeyi, farklı koşulları ve farklı bir kültürü öğreniyoruz.
Elbette öğrendiklerimiz sadece yaşadığınız ülke koşulları ile sınırlı kalmıyor, sayenizde kullandığınız araçları, olası sorunları, o ülkenin kanunlarını birebir yaşamış gibi belleğimize kazıyoruz. Belki hiç tır kullanmayacağım, ama sayenizde tır nedir daha iyi biliyorum.
Aslında kullandığınız araca o kadarda uzak değilim, tır olmasa da ilk kullandığım dört tekerlekli alet Mercedes O304 otobüstü… (Araba olarak ilk kullandığım alet otobüs! )O zaman daha ilkokul öğrencisiydim, dedem anahtarları vermiş ve arkaya oturmuştu, bende biraz korku, biraz heyecan iki köy arasında, daracık yollarda koca otobüsü sürmüştüm. Elbette ilkokul çağında velettik, yandan direksiyon tutma dışında otomobil sürmüşlüğümüzde yoktu, sürme işi aleti yerinde çalıştırıp ileri-geri yapmaya da benzemiyordu, bacaklarda yetişmiyordu diğer yandan… Bir önüme, bir aynalara bakarak, yarım oturur vaziyette, yarım ayakta “Tısss! Tısss!” gitmiştim.
Eh haliyle büyük araçların etkisinde kalıyor insan böyle bir başlangıç sonrası…
Detaylı anlatımınız, fotoğraflar ve videolar için teşekkürler…
Kayıt: Mar 05, 2004 Mesajlar: 3854 Nereden: Toronto-Canada
Tarih: 28.05.2008 - 05:29 Mesaj konusu:
Tesekkur ederim asortik.
Sende de super hikayeler olmali. Ilkokula giderken otobus kullanmak ne demek yaaa... Helal olsun valllaaa... Dedene de helal olsun. Iyi adammis. O yasta guvenmis sana. Buyuk cesaret.
Buradaki kurallar epey bir sert. Disiplin had safhada. Her seye cok dikkat etmek zorundayiz. _________________ R1 Hedef
Maalesef dedem sür dediyse süreceksin, dediği dediktir. Zaten sürerken karşımdan araba gelmesin diye dualar ediyordum, daracıcık yol ve kocaman otobüs… Ama ne mümkün! O bomboş köy yolu, o gün cadde gibiydi… Dedeme diyorum ya çarparsam bir yere ne olacak, yenisini alırız ne olacak demişti. Dedim ya birisine çarparsam, oğlum korktuğun şey gelir seni bulur, cesaretli ol biraz demişti. Eh o andan sonra daha bir cesaretlendim.
Aslında dedemin ne ilk, ne son vukuatıdır bu… Mesela; bir akşam bir otobüs dolusu insanla birlikte eve dönüyormuş, dayımda yanında oturuyormuş ve dayım o zamanlar çocuk denilecek yaşta... Çekmiş kenara otobüsü “Benim canım sıkıldı, buralarda takılacağım biraz, otobüsü sen götürürsün.” demiş dayıma… Tabii dayımda o zamanlar benim gibi, otobüs deneyimi evin önündeki manevralardan ibaret! Millette dedem şaka yapıyor sanmış, dayım oturmuş sürücü koltuğuna, takmış vitesi, biraz hızlandıktan sonra kıyamet kopmuş otobüste, durmuş dayım ve millet ipini koparmış gibi atlamış otobüsten…
Otobüsten önce dozer kullanmıştım aslında, ama araçtan sayılmaz, çünkü tekerlek yerine paletleri vardı. Hayal meyal hatırlıyorum, sağ tarafta bir kolcuk vardı ve o kolcuk ile hareket ettiriyordum sanırım. Tam hatırlayamıyorum. Yırtmıştım ortalığı dozer süreceğim ben diye, dedemde sağ olsun bir şeyden mahrum kalmamı istemezdi… Sadece motosikletini kullanmama izin vermezdi, hep derdi yaşın gelmeden olmaz, bununla yapacağın kaza arabayla yapacağın kazaya benzemez, hele bindiğinde ayakların yere tam değsin derdi. Ne zamanki motosiklete oturduğumda ayaklarım yere tam basıyordu, o zaman kullanmama izin vermişti mecburen. Ama bir tek motosiklet sürdüğümde o kadar endişeli olduğunu görmüştüm.
Neyse bunlar konunun dışında güzel anılarımız…
Sanırım Türkiye’de o ülkelerin disiplinini yakalama konusunda hızla ilerliyor, ama daha çok yolu var. En başta bu disiplini sağlayan kişilerin bir devir daim olması lazım, kafaların değişmesi lazım.
Elbette biz sürücüler açısından bunlar olumsuz gelişmeler gibi gözüküyor, ama her şeyin kuralına uygun yapılması güzel bir şey… Böylece olası birçok kazanın önüne geçilebilir. Şu an sizin bulunduğunuz ülkede de bu durum söz konusu… Burada her şey saldım mevlam çayıra…
Elbette sizde her şey tam yola çıkmak istiyorsunuz, ama okuduğum kadarıyla çalıştığınız şirket her şeyiyle yarım… Umarım gerekli deneyimi kazandıktan sonra daha iyi bir yere geçersiniz.
Daha önceki yazılarınız da yanlış hatırlamıyorsam çiftlerinde bu işi yaptığını söylemiştiniz. Peki, çocukları olduğunda ne yapıyorlar? Eğitim ihtiyaçları nasıl karşılanıyor ya da okul? Sonuçta anne-baba tır sürerken gezgin gibi bir şey oluyorlar ve neredeyse yerleşik bir yaşamları yok gibi… O zaman kafama takılmıştı soramamıştım.
Kayıt: Jun 24, 2006 Mesajlar: 361 Nereden: Aargau / Isvicre
Tarih: 28.05.2008 - 08:41 Mesaj konusu:
Slowokan
bütün gece is stresinden sonra simdi evde yemek yerken ilac niyetine keyifle okudum hepsini... süper oldu
Ozellikle kullandiginiz kamyonun okadar eksigi varsa , firma sahibi nasil önemsemiyor? yok pasa gönlüne göre davraniyorsa, ilk polis kontrolüne girip niye zabit tutturmuyorsun? tasidiginiz yükü bosver sigorta karsilar ama kendi caninin kiymetini bilmelisin.
Kullandiginiz is kamyonu oldugu icin sürat cezasi haric, patrona mal sahibine gidecektir. Diyeceksin ki 30 CD ina dahi kiyamiyor, o zaman birkac bin CD lik ceza aklini basina getirecektir.Kanunlara uydun diye Sana yüklenemez ki...ehliyetini kaptirdiginda ya da sicilin bozuldugunda zararini o kapatmaacak ki... diyeceksin ki para onda güc onda ammaa olayin icine polis girdi mi kuzu kuzu takilir.O olay burada olacak hayatta o sekilde trafige cikartmaya bile cesaret edemez, burada hic insaflari yok.
Hicbir seye cözüm gelmiyorsa , firmani degistirme imkanin yok mu, basina daha büyük bir bela gelmeden ?
birde kafama takilan 3 saat pesinden arabanin gelmesini izlemen,ani bir frenle ariza seridinde niye durmadin ki? ya da polise haber vermediniz?
Son bir soru cift soför oldugunuzda geceleme molasi vermenizi anlamadim, bunun is saatleriyle mi bir ilgisi var? 24 saat icinde cift soför kac saat kullanabiliyorsunuz?
Valla beni öyle bir merak sardi ki, simdi soru yagmurlarina hic kizma e mi
Saglicakla kal, yolun hep acik olsun:)
Kayıt: Nov 24, 2006 Mesajlar: 5275 Nereden: united states of KONYA
Tarih: 28.05.2008 - 09:52 Mesaj konusu:
Resimlerin gerçekten harika
açıklayıcı yazıların ayrı bir alkışı hakediyor
teşekkürler paylaşım için ellerine ve emeğine sağlık ALLAH kazasız belasız hayırlı kazançlar nasip etsin yolun açık olsun _________________
Kayıt: Aug 21, 2006 Mesajlar: 6664 Nereden: GEN.KUR.BŞK.İSTH.ŞB.MÜD
Tarih: 28.05.2008 - 10:04 Mesaj konusu:
acı ama gerçek walla nedesem bilemiyorum gülermisin aglarmısın hesabı olmus daha önce ki topic lerde de dedigim gibi bende TIR Delisi olmak istiyorum T.D
senin Afrikalı da dengesiz çıktı her zamanki gibi abi salla sunuda ben geleyim yanına yardımcı şöför olarak
çok güzel bi topic baştan sonaokudum basınıza gelmeyen kalmamıs açıkcası
devamını bekliyoruz.... _________________
beni çekemeyen anten taksın... !
GEN.KUR.BŞK.İSTH.ŞB.MÜD.
ÇOCUKLARI ASFALT TAN UZAK TUTUNUZ MESAİ SAATİ İÇİNDE UYUTMAYINIZ AKSİ TAKDİRDE UYANABİLİRLER
slowokan, tebrikler ayrıca teşekkürler paylaşım için,
valla başından bi kaptırdım tamamını okumadan ayrılamadım,sürükleyici polis romanı havasında olmuş tekrar teşekkürler _________________ Time is chasing after all of us.
Kayıt: Mar 20, 2007 Mesajlar: 683 Nereden: »»»»»»izmiRR««««««
Tarih: 28.05.2008 - 10:37 Mesaj konusu:
vay be arabalara bak. Usta tır işi zor iş benim dayımlar falanda tır şoförü bilirim bu işleri, yurt dışıda da çok farklı değildir heralde. Ama işini severek yapıyorsun heralde. Allah kolaylık versin _________________ onur_zigbog@hotmail.comzigbog-@hotmail.com
Kayıt: Jan 26, 2007 Mesajlar: 4760 Nereden: Adana'dan
Tarih: 28.05.2008 - 13:33 Mesaj konusu:
slowokan, ellerine saglık yolun acık olsun keyifli bir yol hikayesi olmus devamını bekleriz _________________ "SULAR YÜKSELİNCE BALIKLAR KARINCALARI YER, SULAR ÇEKİLİNCE DE KARINCALAR BALIKLARI. KİMSE BUGÜNKÜ ÜSTÜNLÜĞÜNE VE GÜCÜNE GÜVENMESİN.KİMİN KİMİ YİYECEĞİNE SUYUN AKIŞI KARAR VERİR"
Tüm saatler GMT + 3 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5Sonraki
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız