Evet arkadaşlar, yeni bir topicle geldim yine bugün.
En başta belirteceğim, topic SABERS'in hatırınadır, diğer arkadaşların da seveceğini düşünüyorum.
Bu topicten önce bir gün öncesine ait olan gezi topicimi okumanızı öneririm. Sırayla okursanız daha zevkli olacaktır. İlk topicin linki;
http://www.motordelisi.com/ftopict-66445.html
Bugün Türk Festival'inin olduğu yerde Türk bir arkadaşla buluşacaktım, o yüzden bir daha festival noktasına gittim. Pazar olduğu için Dundas Square daha da kalabalıktı.
Bu topicte 31 tane resim var, hiç video yok. Çünkü benim bu salak telefonla adam gibi video çekilmiyor, o yüzden hiç boşuna hafızasını ziyan etmedim, hepsini fotoğrafa harcadım.
Aşağıda sadece Kuzey Amerika'da görebileceğiniz çok pahalı olmasa da değişik tarzda arabaların resimleri var. Metrodan bolca fotoğraf çektim bu sefer.
Genel olarak bir esprisi yok aslında bu gezi topicinin ama bazıları tarihi eser veya müze fotoğrafından çok sokak ve cadde fotoğrafı sever. Mesela ben. Bu tür kişilerin bu topici zevkle takip edeceğini düşünüyorum.
Evet, başlıyoruz...
Evden çıktım, otobüse binmek için ana cadde Lawrence Street East'e bağlandım. Tüm Kanada'da olan bir dükkan Beer Store. İçeride sadece bira satılıyor. Bu marketlerin kendi TIR'ları da var, üzerinde bu logoyla. Kanada'da 300'ün üstünde farklı marka bira olduğunu biliyorum. İçeride hepsi satılıyor olsa gerek. Bira en sevmediğim alkollü içecektir, o yüzden içeriye adımımı bile atmadım bugüne kadar.
Otobüsle metro hattının küçük ve üstten giden kısmına ulaşıyorum ve treni bekliyoruz;
Ana metro hattına bağlanmak için yerin dibine inmeye başladık. İn, in, in, in, in...
İki tane ana hattın birleştiği en büyük duraktayız şu anda. Bloor & Yonge. Haftaiçi iş saatinde ayak atacak yer bulamazsınız, aynı maç çıkışı gibi. 2 tane tren bekledikten sonra 3. trene bindiğimiz olur, eğer saat 5:00 PM civarıysa.
Tren efendi geldi. İlerideki adam da bana bakıyor "Manyak mıdır nedir bu " tavırlarında.
Dundas Square'in oradaki baba alışveriş merkezi Eaton Centre'a bağlandık metro ile. Şu an aşağı katlarındayız. Yeryüzüne çıkıp caddenin karşısına geçtik mi festival alanına geldik demektir. Bu sefer festival alanından fotoğraf çekmedim. Diğer topicte bol bol var nasıl olsa.
Dün Eaton Centre'in önünden çektiğim fotoğraflar Yonge Street'in hep kuzey yönüne doğruydu. Bugün güneye doğru çekelim dedim. Fotoğrafta dünyaca meşhur Hard Rock Cafe görünüyor. Türk Festivali alanı, fotoğrafta görünen bölgenin daha da solunda. Dünkü topici takip edenler hatırlayacaktır.
Festival alanı Dundas Square'den ayrılıyoruz. Yonge Street ve Dundas Street kesişiminde Dundas Street'in batı tarafına doğru çekilmiş bir fotoğraf. Karşıdan güneş geldiği için çok hoş bir renk oluşmuş fotoğrafta;
Bugün Dundas Street üstünde yürüyeyim dedim. Eaton Centre'in hemen önünde bir sosisçi. Çoğunuz bilir, burada Hot Dog diye geçer bu meretin ismi. Ne alaka öyle denmiş ben de bilmiyorum açıkcası. Vardır bir hikayesi illaki.
Bizde nasıl simitçi var adımbaşı, burada da çok olağan bir şey. Yolda her an bunlardan bulup karnınızı doyurabilirsiniz. Fiyatlar genelde $3.00 olmakla beraber $2.50 - $3.50 arası değişir. Ama buradaki sandviçler bir hayli büyük ve içini keyfinize göre dolduruyorsunuz aynı kumpirin içini doldurduğunuz gibi.
Bunlardan ne zaman yesem 1 saat sonrasında deli gibi susarım. 1.5 lt. su içerim yine geçmez susuzluğum. Arada bir yeniyor da her dakka yenecek bir şey değil.
Ulan bir sosisli sandviç üstüne de bundan fazla edebiyat yapılamaz herhalde. Sosis ulan işte, otur zıkkımlan.
Dundas Street üstünde batıya doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Bir sürü bisiklet. Burada downtownda çok alışıldık bir görüntü bu. Haftaiçi de değişmez. Haftaiçi ve haftasonu arasındaki tek fark bisiklet sahibi profilindeki değişiklik. Haftaiçi işadamları ve kadınlarının bisikletleri durur. Haftasonları genelde öğrencilerin veya gençlerin;
Bay Street'in kuzeyine doğru döndük, Yonge Street'in bir blok batısından Yonge Street'e paralel olarak kuzeye çıkıyoruz. Yonge Street ne kadar cıvıl cıvılsa sadece yarım dakika paralelindeki bu cadde çok ıssızdır haftasonları. Doğal olarak dilenci de çoktur. Burada dilenciler genelde çok saygılıdır. Bir kere sorarlar:"Any change, Sir?" diye. "Sorry, I don't have any" dediniz mi hemen uzaklaşırlar, ikinci defa sormazlar.
Ben bu aşağıdaki fotoğrafı çekerken arkadan bir tanesi geldi. Ortam da çok güneşli, telefonun ekranı parlıyor, zaten adam gibi odaklayamıyorum, bir de dilencinin stresinden fotoğrafı çekerken b.k etmişiz. Harley Davidson'ın mat boyası çok hoş yalnız, o yüzden yine de koyayım dedim bu fotoğrafı.
Bay Street üzerinde biraz daha kuzeye çıkıyorum. Ve çok güzel klasik bir araba görüyorum. Bu modeli çok iyi hatırlıyorum ama ismini gerçekten unuttum. Klasik severler kesin bilir bunun markasını, ünlü bir model bu. Austin Healey olmasi lazim. Evet, klasik severler, aydınlatın burayı bakiyim...
Adam kırmızı ışıkta beklerken izin alıp patlatıveriyorum hemen bir tane fotoyu;
İşte günün en baba araçlarından biri budur. Şu parlak geniş jantlı Escalade'lar gerçekten hoş duruyor. Downtownda fazlasıyla var bunlardan. Bu eski kasaları özellikle çok ucuzladı. $25,000'dan fazla olacağını sanmıyorum bu aracın.
Jantlar 23 inch olması lazım. İçindekilerden izin alıp hemen çakıyorum fotoyu. Hatta ben fotoyu çekiyim diye adam yeşil yanmasına rağmen ilerlemedi bile. Çok da uzun yanan bir kırmızı, yaklaşık 3 dak. filan. Arkasındaki arabalar da sesini çıkarmadı ama. Zaten burada kimse kornaya basmaz, isterse öndeki akşama kadar ilerletmesin arabayı. Bu kadar gamsız bir toplum daha yoktur yemin ediyorum.
Heee bu arada... Arabanın içindekiler zenci tabiiki. Adamların herşeyleri gibi jantları da büyük.
Yeniden Yonge Street ve Dundas Street kesişimine geldik ve bu defa Dundas Street'in çok sakin olan doğu tarafına dönüyorum. O arada kırmızı bir Kawasaki ZX-6R geliyor. Bu rengi çok hoşmuş.
Arkada Türk Festival alanı görünüyor;
Türk Festival alanı Dundas Square'i bir de bu açıdan alalım... Gerçi basbayağı Dodge Caravan'ı çekmişim ben.
Ben bu kadar abartı jantları sevmiyorum aslında ama maksat aşırılık olunca insan takdir ediyor. Adam arabasını geri alıyordu, benim için durdu ve bekledi fotoğrafı çekene kadar. Jantlar 19 olması lazım.
İçindeki iki çocuk da zenci. Evet, biliyorum, şaşırmadınız...
Eski kasa Goldwing. Epey doldurmuş üstünü sahibi;
Türk Festival alanına geri döndük. Yakındaki cafenin önü motor kaynıyor. Hyosung burada da satılan bir marka. Bir kısım üye sarı-siyah kombinasyon CBR600F'i sevecektir. Ben o renk ikilisini hiç sevmemişimdir nedense.
İşte bence günün fotoğrafı budur. CBR600RR'in şu rengine bakın. Bakır rengi. Böyle bir rengin üretildiğinden benim haberim yoktu. Ne kadar farklı duruyor yahu.
Kare formlu Amerikan sinyaller rezalet ötesi.
Eve dönüş başladı. Birazdan metroya ineceğim. İnmeden önce uzaktan CN Tower'ı alayım dedim. Caddenin ismi Univesity Avenue. Buranın en geniş caddesidir. Aynı Vatan Caddesi gibi.
Metroya bağlanıyoruz. Haftasonları sakin olan duraklardan biridir bu benim kullanacağım, o yüzden bomboş her yer;
İnişe başladık. İn, in, in, in, in...
Treni beklemeye başladık. Durağın ismi St. Patrick;
Trene binip gidiyorken aklıma geliyor ve iki durak sonra Museum durağında iniyorum. Bu durağı sene başında yenilediler. İsmine Museum denmesinin sebebi yukarıda müzeye bağlanması. Durağı çok güzel yenilediler. Aynen bir müze havası var. Trenden inip bir sonraki treni 5 dak. beklemeyi göze alıyorum ve durağı fotoğraflıyorum;
Sütunları çok güzel yaptılar. Bir sonraki resimde daha da yakından görebilirsiniz.
Sütunları bir de ön taraflarından görün. Trenden indiğime değmiş bence.
İşte günün en bomba olayı budur benim için. DÖNEEEEERRR...
Masadakilerin toplam fiyatı $12.00. Porsiyon epey büyük. Gerçekten fazlasıyla doydum. Sol taraftaki sos, sarımsaklı yoğurt gibi bir şey. Cacığa daha çok benziyor. Yunanlıların sosu aslında o. Yunanlılar salatalarına koyar hep o sosu. Ben ekmekle ayrıca yedim onu, fena olmuyor.
Sağ taraftaki sos, acı sos. Ona hiç dokunmadım. Dönerle acı kelalaka bir ikili benim için.
Masadakilerin hepsi, o acı sos dışında, benim mideye indi. Dallas sığırı gibi yayıldım dönüş yolunda metronun koltuğuna.
Yalnız işin en güzel yanı, zıkkımlanmadan önce çekmeyi akıl ettim bu fotoğrafı. Hayır, sonra yüzüm tutmayacak millete hesap sorarken niye yemek fotoğrafı koymuyorlar diye.
Yemeği yedikten sonra tekrar evin yolunu tutmak üzere metroya biniyorum. Vagonun en arkasında camız modunda yayılmış vaziyetteyim koltuğa.
Son fotoğraf da eve doğru yürürken çektiğim bir fotoğraf. Sokak genelde yaz kış her gün böyle bomboş ve sakindir;
Eveeettt... Bir Pazar günü benim için bu şekilde geçti. Özel hiçbir şey yok. Aslında döner yemek benim için fazlasıyla özel bir durum ama o kadar işte.
Etrafı size göstermek adına çekebildiğim kadar fotoğraf çektim. İnşallah topici takip edenlerin hoşuna gidecektir.
Yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederim. _________________ R1 Hedef
slowokan, ya canım kardeşim benim,çok çok teşekkür ederim,hatırıma böyle bir şey yapman beni çok duygulandırdı.ellerine emeklerine sağlık.hatırıma yaptıgın bu sayfayı sık kullananlara ekliyorum. var ol. _________________
PERT TEAM
DÜNYANIN HER YERİNDE MAHKEMELER KADAR HAKSIZLIGIN SOĞUK KANLILIKLA UYGULANDIGI YER YOKTUR.
Kayıt: Mar 05, 2004 Mesajlar: 3972 Nereden: Balmumcu, Istanbul
Tarih: 04.08.2008 - 08:53 Mesaj konusu:
Ayip ettin SABERS. Vaktim oldugunca her zaman.
Hayal ettigin gibi mi cikti fotograflar Yoksa kulturel fotograflar mi umuyordun sen
Heee, bu arada... Oteki baba Toronto topicini inceledin mi O cok daha kapsamliydi buna gore. Ondan sonra bu sonuk kalmistir ama bunda da cok degisik arabalar var yani. _________________ R1 Hedef
Kayıt: Aug 21, 2006 Mesajlar: 7480 Nereden: ÇATIDAN/TERASTAN... EN UÇ NOKTADAN...
Tarih: 04.08.2008 - 09:41 Mesaj konusu:
slowokan Okan abim resimler için paylaşım için anlatım için çok teşekkür edederim...
SABERS Cüneyt'abim olmazsa görücegimiz yok...
slowokan Okan'abim wallaha bak kızdırma beni böyle fotografları görünce yanına gelesim geliyor walla çok güzel bi organizasyon ile yanına gelicem bak söylemedi deme...
herşey için çok teşekkürler sagol var ol ... _________________ JAPONLARIN_EFENDİSİ_MAKİNA_MÜHENDİSİ
burada Hot Dog diye geçer bu meretin ismi. Ne alaka öyle denmiş ben de bilmiyorum açıkcası. Vardır bir hikayesi illaki
ek bilgi: ingilizce hot=sıcak ilk anlamında olsa da, cinsel olarak uyarıcı, uyarılmış anlamına da gelir.. dog=köpek bildiğiniz üzere, tahminen de erkek köpek dersem sanırım anlaşılır hot dog'un neye benzetilip söylendiği.
slowokan,gerçekten hoşuma gitti,öncelikle işadamlarının bisikletle işe gitmeleri,tabi bu kanada ,hollanda ,belçika gibi ülkelerde normal ama ülkemiz insanı sanırım oldugundan fazla lüks.
goldwing in üzerindeki aksesuarlar dikkatimi çekti,bir goldwing parasıda üstünde var.
metrodaki sütunlara giydirilmiş degişik kültürlere ait totemler ve semboller bence harika düşünülmüş.nede olsa, kanada bir mozaik görünümünde.
sevgili slowokan,şu kanadalılar ne kadar akılsız degilmi,o yemyeşil bahçeli müstakil evlerin yerine neden apartmanlar dikmemişler acaba. _________________
PERT TEAM
DÜNYANIN HER YERİNDE MAHKEMELER KADAR HAKSIZLIGIN SOĞUK KANLILIKLA UYGULANDIGI YER YOKTUR.
eline sağlık. ilk defa döner yemenin bu kadar büyük birşey olduğunu anladım.. aslında gidip bende yesem hiç fena olmayacak!! _________________ kuşu kalkmaz kuşu kalkmaaaz
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5Sonraki
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız